Kuru fasulyenin kilosu 30 lira, vaka sayısı 30 bin

29 Kasım 2020 Pazar

Artık ölü yıkanan gasilhanelerin önündeki yan yana dizilen tabutların sayısı artıp belediye otobüsleriyle tabutlar üçer dörder mezarlıklara taşınınca, mezarlıklarda yer kalmayınca, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı, günlerce, aylarca vatandaşlarına açıkça yalan söyledikten sonra nihayet korona gerçeğinin ülkemizdeki vahim tablosunu açıklamak zorunda kaldı. Bu zorunlulukta kendileri kabul etmese de TTB’nin, terörist damgasını yemeyi göze alarak yayımladığı gerçek rakamların, önlem alın çağrılarının etkisi oldu. Artık yalan saklanamaz hale geldi.

Şimdi birkaç ay önce, özellikle yaz aylarında Türk halkına sanki virüs ülkeyi terk etmiş gibi gösterilerek Ayasofya tiyatrosu oynandı, Cumhurbaşkanı Rize’de vatandaşa keyif çayı attı, özellikle büyük oteller, havası zaten ölümcül olan AVM’ler açıldı. Kucak kucağa düğünlere izin verildi. Virüs ülkeyi terk etti yalanına inanan özellikle gençler parti vermeye başladı, esnaf ahalisi dükkânların önünde neredeyse rakılı muhabbet yapacak duruma geldi. Okullar açıldı, paralar toplandı ama ne olduysa online denilen ne olduğu hem öğrenciler hem öğretmenler için meçhul bir eğitim başladı. Veliler verdikleri parayla kaldılar. Kredi faizleri düşürüldü ve halkımız sanki bedava gibi ev aldı, araba aldı ama görüldü ki işler kesat yakında bankalar zaten ev zenginiydiler daha da zengin olacaklar.

Bu arada kuru fasulyenin kilosu 30 lira oldu. Ekonomimiz uçuyor diye bu alanda da sürekli yalan söyleyen bakanlara, yetkililere en güzel cevabı kuru fasulye verdi. Dostlarım, geçenlerde piyaz yapmak için satın aldığım fasulyenin kilosunun 30 lira olduğunu görünce olduğum yerde donup kaldım. Kuru fasulye bulgur pilavıyla birlikte bizim milli yemeğimizdir, ben de hemen bulgur fiyatına baktım, o da 12 lira olmuş. Mercimek ucuzdur dedim, o da 17 lira olmuş. Durum böyle olunca hadi dedim şu balıkçıları, kasapları bir dolaşayım. O da ne? İstavritin kilosu 40, hamsinin kilosu 35. Hem de pazarda. “Arkadaşlar ne oluyor” diye sordum, “Balık yok abla” dediler, ben de “Nasıl olur? Yanı başımızdaki Yunanistan balık kaynıyor?” Bir yandan balık ayıklayan bir yandan da bana laf yetiştiren delikanlı cevabı yapıştırdı: “Ülkene hoş geldin abla.” Meraklıyım ya, biraz yeni tanrı Google’a girdim, durum şu, bilgilendireyim: Yunanistan’da balıkçılar için 25 metre kuralı var, çünkü daha aşağısında balık yumurtaları ve yavru balıklar var. Onları avlamak yasak. Bizde bu 24 metre 40 olarak belirlenmiş, sonuç da balık yok. Kısaca yoksul halkımızın en temel gıdası hamsi bile ateş pahasına. Kasaplara da şöyle bir baktım, pek çoğu keyifsiz, insanlar en çok bir kilo kıyma alıyorlarmış.

Bir yandan korona bir yandan sürekli artan yiyecek, içecek fiyatları. Bir de hepsi korona uzmanı sözüm ona bilim adamları, “İyi beslenin, C-D vitaminlerini mutlaka alın” demiyorlar mı? Arkadaş, en etkili C vitamininin parasını söyleyeyim: 135 lira. Bu ülkede kaç kişi dolar her arttığında fiyatı artan koruyucu vitaminleri alabilir? Hiç olmazsa insanlarla dalga geçmeyin! Bu arada korona mesela İstanbul’da hangi semtlerde yoğun, haritaya baktım. Ekmek parası için sabahın erken saatlerinde toplu taşıma araçlarıyla işlerine gidenlerin, hasta hasta inşaatlarda çalışmak zorunda kalanların yaşadığı semtler. Nasıl da umutlanmıştık bu korona herkesi eşitler diye, o bile zenginlerden yana, yoksullar ölsün!

Ben kuru fasulyeye taktım ya, hesapladım bir kilo kuru fasulye, etsiz dört kişilik bir ailenin tek öğünü, insanlar ne yapıyor, nasıl besleniyor diye kafa yorarken yıllar önce bir röportaj için gittiğim Alibeyköy’de kapısını çaldığım ev aklıma geldi. Bana çay ve börek ikram etmişlerdi. Böreğin içinde çeşni olarak kıyılmış hamur parçaları vardı. Epey şaşırmıştım, şimdilerde kıyılmış hamur parçaları da kalmamıştır.

Bu arada sadece yeşillik alarak 100 liraya yakın para vermişim ya, homur homur söylenerek mahallenin kahvesine gidiyorum. Kahve kapalı, orada tanıdığım hem okuyup hem çalışan iki üniversite öğrencisi kızımız var. Yeni kapanan kahvenin önünde oturmuş, incecik ağlıyorlar. Yurt parasını ödeyemedikleri için yurttan çıkışları yapılmış ve çalıştıkları kahve ne yazık ki kapanmış. Yanlarına gittiğimde pek çok arkadaşlarının aynı durumda olduğunu söylediler. Tek çare, taşradaki evlerine gidip online eğitim görmek. Sonra ne olacak? İşte bu sorunun yanıtı yok.

Durum budur. Bu arada evlerinde hiçbir geçim sıkıntısı çekmeden oturan kişilerin “ay aman sıkıldım” demeleri pek bir gıcığıma gidiyor, onlara diyorum ki elli yıl önce toplama kampında yaşanan korkunç durumu anlatan belgeselleri izleyin ve korona hastası olup ekmek parası için işe gitmek zorunda olan bir emekçiyi düşünün ve biraz ayılıp bayılmayın.


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020