Ne Şehidi, Kimin Şehidi?

09 Eylül 2014 Salı

12 yıllık AKP iktidarı her şeyin içini boşalttı! Şimdi hiç utanmadan “şehit” sözcüğünün içini boşaltıyorlar. Soma’da madenlerde ölenler şehit, cephane patlamasında ölenler şehit ve çakılan asansörde ölenler şehit!
Onları siz öldürdünüz! Onlar sadece iktidarınız döneminde yarattığınız işsizliğin, başıboşluğun, hukuksuzluğun kıskacında ezilen milyonlarca yoksul, Türkiye’nin şehidi olabilirler.
Siz firavunların yürekleri iktidar hırsıyla öylesine kararmıştır ki siz sadece öldürmesini bilirsiniz.
Şehit etmesini bilirsiniz! Çakılan asansörde ölenlerin fotoğraflarına bakıyorum. Ne kadar da gençler. Artık yürek dayanmıyor ve bir de işçi kardeşlerini yitiren işçilere, ailelerine TOMA’ları gönderiyorsunuz!
Şehide doymadığınız belli, sürekli ölümle beslenen bir canavar gibi, yeni ölümler istiyorsunuz!
Çünkü TOMA’larınız ve mermi atan, artık halk arasında “sizin askerleriniz” olarak bilinen polisler için, çocuğu için ağlayan bir anne düşman! Kardeşi için feryat eden bir ağabey düşman ve yüreği dayanamadığı için sokaklara çıkan binlerce vicdanlı insan düşman!
Yıllardır emperyalistlerin yapamadığını siz yapıyorsunuz! Siz kardeşi kardeşe kırdırıyorsunuz! Ve utanmadan “Onlar şehit oldular” diyorsunuz.
Öte yandan bu halkı öylesine kandırdınız ki herkes sınıf atlama histerisine tutuldu. Mutluluğu gökdelenlerde oturarak bulacaklarını sandılar. Hiç düşünmediler, bu gökdelenlerde kaç çocuğun okuma hakkı, kaç yoksulun sağlık hakkı var. Yeter ki bir gökdelenden kente baksınlar. Ve yaşasın, bir üst sınıfa geçsinler! Şimdi belki bir an düşünebilirler, bu gökdelenin harcında insan kanı var.
Bir korku filmi gibi, kan usuldan yayılabilir. Bütün katları, en geniş salonları, en güzel banyoları doldurabilir. Çünkü kan yerde kalmaz!
Bunları yazarken çevreme bakıyorum, her yer inşaat! Sadece şu sözler geliyor aklıma:
“Yanıbaşınızda bir inşaat varsa, ölüm sizin mahallede kol geziyor demektir!”
O zaman gece seslerini dinleyin ve gece süren bir inşaat varsa ihbar edin! Çünkü bu, orada çalışan işçilerin 24 saat dinlenmeden çalıştıklarını gösterir. Öyle inşaatın kapısına süs olarak asılan baret ve eldiven görüntüleri sizi yanıltmasın. Onlarca kat çıkılan bir gökdelen yapımında bu önlemler devede kulak! İşçilerle konuşmayı deneyin, sizinle konuşmayacaklardır, çünkü işlerinin ellerinden gitmesinden korkuyorlar. O korkuyu hissedin! Çünkü çoğu taşeron olan inşaat işçileri tıpkı maden işçileri gibi hayatlarıyla Rus ruleti oynamaktadırlar. Özellikle genç işsizin bol olduğu bu ülkede insanın elindeki tek şey hayatı ve evet onunla Rus ruleti oynuyorlar.
Şimdi acı gerçek: Bütün bunlar olup biterken başka bir ülkede olsak, binlerce işçi sokağa dökülmüştü. Bakan çoktan istifa etmişti. Ne yazık ki ülkemizde ne sokağa dökülen işçi var ne de istifa eden bir Çalışma Bakanı. Bir şirketin inşaatında kamu yararı gören ve 24 saat çalışma izni veren İstanbul Valisi bile hayretler içinde(!) ve istifa etmek de ne demek, düşünmüyor bile. Bazen onu Gezi olaylarından tanıyoruz.
Belki de bu insanları hep birlikte öldürdük. Geçen yıl gittiğim İngiltere’de küçük bir protesto olayına tanık olmuştum. Kamu taşımacılığına üç kuruşluk bir zam gelmişti ve yaklaşık bir buçuk milyon insan protesto yürüyüşündeydi. Bir buçuk milyon insanın sokaklara döküldüğünü düşünün, ne TOMA yeter ne mermi! Ne de tutuklama!
Galiba bize yeni “Gezi’ler” gerek. Ben bundan hiç umudumu kesmedim. Çünkü insanoğlunun sabrı da bir yere kadardır. Bir süre sonra insanlar her yere kan bulaştığını hissedeceklerdir. İçtiğimiz her damla su, yediğimiz her domates kan kokacaktır. O zaman bu kanı temizlemek için sokaklara düşme vakti gelecektir.
Ben böyle olacağını düşünüyorum. Okul harçlığını çıkarmak için o ölüm inşaatında çalışan Hıdır’a, her biri bir cinayete kurban giden binlerce işçiye ve kendimize bir insanlık borcumuz var!  


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020