Virüsle söyleşi (2)

19 Temmuz 2020 Pazar

Sevgili okurlarım, 5 Nisan 2020 tarihinde kimselerin başaramadığı bir işi başarıp dünyayı ele geçiren koronavirüsle bir söyleşi yapmış, sizlerle paylaşmıştım, zamanlar geçti bu kez virüs beni arayıp “Hadi yeni bir söyleşi yapalım” dedi, fırsatı kaçırır mıyım, “emrin olur” dedim.

Ve başladı anlatmaya: “Açıkça söyleyeyim sizin ülkeyi pek bir eğlenceli bulduk. Özellikle gençler bizimle bilek güreşi yapmaya başladılar. Böyle bir özgüvene dünyanın hiçbir yerinde rastlamamıştık. Çok heyecanlı oluyor, ellerinde biralar, inadına yakın plan tuhaf şarkılar söylüyorlar. Geçenlerde bir arkadaşımız rastlamış, kasapta delikanlılar et pişiriyorlar, arkadaşımız da seyredip ne zaman şunlara hücum etsem diye bekliyormuş. O sırada kasaba maskeli, elleri eldivenli bir kadın müşteri gelmiş, girer girmez gençlere seslenmiş: ‘Bu ne hal maskelerinizi takın!’ Bizim arkadaş iyi bir film izleyeceğini düşünerek kenara çekilmiş, gençlerden pazulu biri ‘Bana virüs filan bulaşmaz, benim bağışıklık sistemim çok kuvvetli’ demiş ve pazusunu şişirip kadına göstermiş. Maskeli kadın da yaman biriymiş, ‘Ulan salak, pazu yapmışsın diye kendini bir şey mi sanıyorsun, belli ki bu pazular için çok fazla protein almışsın, bu da tam virüsün istediği bir şey’ diye yanıtı yapıştırmış. Pazulu delikanlı böyle bir yanıtı beklemiyormuş, başını eğip tırıs tırıs dükkândan çıkmış. Bizim arkadaşın bu durum öyle hoşuna gitmiş ki o günden beri kim pazulu onun peşine takılıyor.”

Virüsü de delirttik.
Fotoğraf: Işıl Ozgenturk

Virüs, hikâyeyi öyle güzel anlatıyordu ki gülmeye başladım. O da “Bu daha bir şey değil” dedi ve devam etti: “Şimdi bir başka hikâyeye geçeceğim: Biz bulduğumuz akciğer proteinlerine tutunmaya çalışıp ölüm kalım mücadelesi verirken hepimize bir haber geldi. Evet, hiç görmediğimiz bir durum var. Birkaç adam toplanmış, kâğıt parçalarına Arap harflerini taklit ederek bir şeyler yazıyorlar, sonra bunları üçgen şeklindeki deriden yapılmış bir kılıfa koyup ‘korona’ya karşı koruyucu muska’ adıyla satıyorlar. Öyle çok satmışlar ki biz çok şaşırdık. Millet bizim yüzümüzden işsiz kalıp çocuk çocuğuna yiyecek götüremez durumda ama bunlar vur patlasın çal oynasın. Öyle mi, bizim de bir adalet duygumuz var, hemen harekete geçtik, önce bu muska denilen uyduruk koruyucuları yapanlara aleni saldırmaya başladık. Alanlara dokunalım mı, dokunmayalım mı diye aramızda tartıştık. Sonuç dokunalım çıktı. Neden mi? Anacığım dokunmasak kendimize haksızlık olacaktı.”

Benim birden aklıma geldi: “Çocuklara dokunmayacaktınız, ne oldu? Çocuklar da hastalanıyor.” Virüs başını öne eğdi, “Haklısın” dedi, “Demokratik yolla seçtiğimiz korona meclisini toplayıp tartıştık. Tartışma şöyle ilerledi: Ülkenizde anneler babalar çok rahat, dışarılarda dolaşıp evlere giriyorlar, ne maske ne mesafe, buna biraz bozulduk, az miktarda çocuğa bulaşarak ailelere bir ders vermek gerektiğine karar verdik. Kusura bakmayın! Bak ne güzel hikâyeler anlatıyordum, yapma şimdi gelelim sizin en çok kullandığınız ulaşım aracına; minibüsler! Vallahi de billahi de sizin bu araçlar bizim için çok eğlenceli, ben bir tanesine rastladım, şu 65 yaş üstüne her şeyin yasak olduğu günler, polis sıkı denetliyor. Ben de bir minibüsteyim, 3 erkek bir kadın yolcuyla minibüs gidiyor. Kadın yolcu saçını başını kapatmış, acayip korunaklı. Polis arabayı durdurdu, artık nasıl anladıysa kadına dönüp yaşını sordu. Kadın da polise gözlerini dikip ‘Yetmiş üç’ dedi. Polis bir an şaşırdı: ‘Teyzeciğim senin binmemem gerekiyor.’ Kadın omzunu silkti, polis biraz duraksayıp direksiyondaki şoföre döndü, ‘Arkadaş teyzeyi almayacaktın’ dedi. Şoför omuzlarını silkip ‘Vallahi ben almadım kendi bindi’ diye yanıt verdi. Polis, ‘O zaman ikinize de ceza yazacağım’ diyerek defterini çıkardı, o zaman kadın ‘Dur evladım’ dedi ‘şoför evine nafaka götürmek derdinde, tıpkı sesin gibi, sen cezayı bana yaz.’ Polis gayet yumuşak bir sesle konuşan kadının bu isteği karşısında bir an ne yapacağını şaşırdı ve ‘Hadi size güle güle,’ diyerek minibüsün kapısını kapadı. Ben izliyorum bu arada erkeklerden biri kadına doğru döndü, ‘Polis haklı binmeyecektin’ dedi. İşte şenlik o zaman başladı, polise yumuşak bir sesle hitap eden kadın, birden yüksek bir sesle adama bağırdı: ‘Kes sesini hepiniz başımıza hükümet kesildiniz!’ Vallahi ben kadını çok sevdim.”

Virüs, öyle tatlı tatlı anlatıyordu ki sözünü kesmek istemiyordum ama aklıma takılan bir soruyu sordum: “Sen şu 65 yaş üstüne söylenenlere ne diyorsun?” Virüs derin bir of çekti, “Vallahi 65 yaş üstüne bu kadar gidilmesi bizim bile sinirimizi bozdu. Anladık ki devletler, hükümetler bizi kullanarak yaşlı nüfusu azaltmak istiyor. Vebali de bize kalıyor. Bu arada sizin televizyon kanallarınıza her gün çıkıp 65 yaş üstünü, ‘bunlar’ diye aşağılayan ve her şeyin suçlusunu 65 yaş üstü gibi gösteren bir adam var, biz bile onu karanlıkta görsek korkarız. Adı neydi?.. Mehmet Ceyhan. Bir ricamız var, bu adamı susturun. Bizi bile delirtti.”

Virüs bunları söyleyip gitti. İşe yetişmeliymiş.


Yazarın Son Yazıları

Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020
İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020
İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020