Her ortaklık kâr garantilemez

23 Şubat 2018 Cuma

AKP - MHP ittifakının yasal çerçevesi hazırlandı ve değişiklik artık Meclis’te. Muhtemelen Meclis’te pek değişiklik yapılmasına izin verilmeden bir iki ay içinde yasalaşmış olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimi dolayısıyla Erdoğan’ın, seçim barajı nedeniyle de Bahçeli’nin mecbur olduğu ittifak vesilesiyle seçim yasası da iktidarın ihtiyaçlarına göre tanzim edildi. Türkiye’de ve bütün demokratik ülkelerdeki teamül, seçim yasalarının bütün partilerin katılımıyla şeffaf bir şekilde kamuoyu önünde tartışılarak yapılmasıdır. “İktidar partilerinin” sadece kendi ittifaklarının şartlarını değil, seçimin koşullarını da, kendi milletvekillerinden bile gizli düzenlediklerine, nezaketen bile muhalefete danışmadıklarına tanık olduk.

Referandum sırasında tartışma konusu olan mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılıp sayılmayacağından sandık kurullarının oluşturulma biçimine; sandık taşınmasından güvenlik güçlerinin oy verme alanlarındaki rolüne kadar pek çok düzenleme yasa değişikliğine girdi. Özellikle, sandık kurulu başkanlarının memur olması koşulu, sandık kurullarındaki parti temsilcilerinin etkinliği gibi meseleler “oy güvenliği” açısından önemli. Sandıkların taşınması, birleştirilmesi ve güvenlik kuvvetlerinin oy verme alanlarındaki faaliyetleri de, seçmenlerin “özgür iradelerini gösterebilmeleri” açısından kritik (özellikle de Kürt seçmenin yoğunluklu olduğu kırsalda).

‘Tamam size baraj yok’

İttifakın önünü açan maddeler ise, “karışık” uygulama ve hesaplama yöntemleri getiriyor görünse de aslında gayet basit: İttifaka dahil olan partiler için yüzde on barajı fiilen kalkıyor. Bahçeli’nin açtığı “baraj çok yüksek” tartışması, “tamam size uygulanmasın” formülüyle halledilmiş oluyor. Temsil adaleti açısından sorunlu bir uygulamayı herkes için değiştirmek yerine, “kişiye” ve “duruma” özel düzenleme yapılıyor. Prof. Kerem Altıparmak, sosyal medyada paylaştığı değerlendirmelerinde, düzenlemenin “özelliği” nedeniyle “yasa kalitesi”nin düşük olduğunu, “genellik ilkesi” açısından yasa bile sayılamayacağını söylüyor.

“Cumhur İttifakı” ismi ve oy pusulasındaki yeri gibi biçimsel düzenlemeler de, giderek sertleştirilen “milli” ve “milli olamayan” partiler cepheleşmesinin anlamayanlar için “şekille” gösterilmesi gibi. İktidar bloku, sadece kendisini destekleyenleri “millet”, Cumhurbaşkanı da sadece kendisine oy verenleri “Cumhur” olarak gördüğünü tescil etmiş oluyor. Muhalefet partilerinin de ittifak yapmasının önü açılmış olsa bile, “suçlanma” korkusuyla muhalefetin buna cesaret edemeyeceği ve “cephe” görüntüsünün de korkusunun da iktidara yarayacağı hesaplanıyor. Özellikle CHP baştan karşı ittifaka “teşvik” edilerek sıkıştırılmaya çalışılıyor. Türkiye’nin ikiye bölünmüş siyaset tablosunun resmi oy pusulasına basılıyor.

Algı o kadar pozitif değil

İktidarın mecburiyetlerden doğmuş ve avantajlarını garantiye almak için hazırlanmış bir formül olsa da, her şey kâğıt üzerindeki kadar “mükemmel” değil. İktidara yakın araştırma kuruluşları bile, “ittifak algısının” sanıldığı kadar pozitif olmadığını söylüyor. Özellikle AKP seçmeninde ve teşkilatlarında giderek artacak alerjinin işaretleri var. Bahçeli, baraj endişesi ve “yerli - milli” hassasiyet dolayısıyla AKP’ye ya da İYİ Parti’ye kaymış (kayabilecek) oyların ittifak şemsiyesi altına girince MHP’ye döneceğine inanıyor. Erdoğan da, uğruna partisini “kurban” verdiği “başkanlığın” MHP oylarıyla sağlanmasını bekliyor. Fakat, MHP seçmeninin çoğunda, AKP seçmeninin ise küçük bir bölümündeki “tek adam Erdoğan” direncine hâlâ çare bulunmuş değil.

Erdoğan, seçim hamlelerini ve avantaj hesaplarını muhalefet aktörlerinin üzerindeki etkisini de dikkate alarak yapıyor. Genellikle de, beklediği veya yönlendirdiği gibi davranılmasını -en azından yakın bir sonucu- sağlıyor. Ama yeni ittifak düzenlemesi, bu döngüyü kırabilecek bir “muhalefet aklı” (ve cesareti) tarafından kolayca tersine çevrilebilir. “Kutuplaşma hattı” yeniden ve iktidarın çizdiğinin dışında tarif edilerek, Türkiye’yi kimin yöneteceği tartışmasının önüne “nasıl yönetileceği” meselesi konularak, seçim 16 Nisan Refarandumu’nun rövanşı haline getirilebilir. “Demokrasi” veya “temsilde adalet” ittifakı (listesi) yapılarak “barajın herkes için kalktığı” ve “Cumhur” ittifakının seçim bölgelerinde beklediği “çoğunluk oyu” (birinci parti) avantajını tersine çeviren bir sonuç yaratılabilir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Eyvallah 10 Eylül 2018
Partilerin yerel seçim ufku 24 Ağustos 2018