Mehmet Ali Güller

Tek adam rejiminin siyasi ve ekonomik karakteri

22 Nisan 2021 Perşembe

“128 milyar dolar nerede” sorusu, Merkez Bankası rezervlerinin nasıl eritildiğinin, nereye satıldığının sorusu olmaktan öteye anlamlar taşımaya başladı. Saray’ın faizi düşürmek ve kuru baskılamak için iki bakanı, üç Merkez Bankası başkanını feda etmesine rağmen faizin de, kurun da, enflasyonun da, işsizliğin de yükseldiği bir rejimin, bu kez geniş kitlelerce sorgulanmasının sembolü oldu “128 milyar dolar nerede” sorusu...

Nasıl bir rejim peki? Son üç günde yaşananlar bile yıktıkları rejimin yerine inşa etmeye çalıştıkları “tek adam rejiminin” tüm defolarını ortaya koymaya yetiyor:

En özelleştirmeci iktidar

Bu iktidar neo-liberal ekonomi anlayışına, serbest piyasacılığa, özelleştirmeciliğe, yabancılaştırmacılığa en bağlı iktidardır: Satmadık kamu birikimi, yabancılaştırmadıkları stratejik kurum kalmadı!

Dün Cumhuriyet’te Mustafa Çakır’ın haberinden öğrendik: Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Ankara’dan İstanbul’a, Kayseri’den Erzurum’a kadar Türkiye’nin değişik noktalarındaki çok sayıda taşınmazı da satışa çıkarmış!

Elde avuçta ne bıraktılarsa onları da satacaklar yani...

Halkın cebinden şirketlerin cebine

İktidar, sadece özelleştirmekle yetinmiyor; özelleştirdiği, kamunun kaynaklarını sattığı kurumları da fırsat buldukça destekliyor, hem de halkın parasıyla...

Dün Sözcü’de Erdoğan Süzer’in haberinden öğrendik: Elektrik Piyasası Kapasite Mekanizması Yönetmeliği Değişiklik Taslağı’na göre elektrik şirketlerine salgında yaşadıkları “zorluklar” nedeniyle 3 milyar TL yardım yapılacak. Bedel faturaya yansıyacak.

Hangi zorluğu yaşamış bu şirketler? Salgın boyunca artan zamlarla fatura kesmeyi sürdürdüler oysa. Ama tek adam rejiminin karakterini yansıtan tipik uygulamadır: Salgının zorluğunu asıl yaşayan halk, AKP’nin düzenlemesiyle faturaya yapılacak ilave ile o şirketleri besleyecek...

AKP tipi ihalecilik

AKP, iktidarı boyunca ihale kanununu yaklaşık 200 kez değiştirdi. Her değişiklikte yandaşa sermaye transferi kolaylaştırıldı, şeffaflık ortadan kalktı...

İş artık, bir bakanın kendi bakanlığına mal alımını kendi şirketinden yapabilmesine kadar uzandı. Öyle ki Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan tepkilere “Ne var bunda” havasında yanıt bile vermeye kalktı. Tepkilerin büyüklüğü nedeniyle Erdoğan’ın dört gün sonra Pekcan’ı görevden alması ise aslında sonuçları bakımından bir cezalandırma değil, ödüllendirmedir!

Pekcan’ın durumu sıra dışı bir durum değil, tek adam rejiminde sıradanlaşmış bir durumdur. 17 Haziran 2020’de airporthaber.com’da okumuştuk: Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı’nın bir yakını tarafından 20 Mart 2020’de kurulan “Aycı Medikal” şirketi, kurulduktan hemen sonra THY’nin medikal ihtiyaçlarını karşılayan şirkete dönüşebilmişti!

Menderes’ten Erdoğan’a

Şu üç günlük tablo bile tam bir ekonomik çürüme tablosudur. Ama ekonomik çürümeyle siyasi çürüme arasında her zaman doğru orantı vardır.

Adnan Menderes’in, “Ticaret yaparsan alıp sattığın ben olurum” diyerek oğluna başbakanlığı döneminde ticaret yapmayı yasakladığı Türkiye’den, kendi şirketinden bakanlığına mal satan ticaret bakanı dönemine geldik. (İsmet İnönü’yü değil de Adnan Menderes’i örnek vermemiz, bugünkü iktidarın köklerini Menderes’e dayandırmasındandır.)

Bu çürümenin örtüsü de dağıtılan makarnalar, kömürler, patatesler, soğanlar ve ramazandan ramazana yoksul sofralarına oturmaktır...

Oysa ramazanda yoksulun sofrasına oturmak ve yoksula patates-soğan dağıtmak değildir mesele; yoksulu patates-soğana muhtaç etmemek ve sofrasını zenginleştirmektir mesele!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları