Meriç Velidedeoğlu

‘8 Mart 2015’

13 Mart 2015 Cuma

Geçen pazar, “Dünya Kadın Hakları ve Barış Günü”nün “38. yılı” ülkemizde de türlü etkinliklerle kutlandı, üstelik erkeklerin de oldukça yoğun katılımıyla; dahası kimi ortamlardaki kutlamalarda erkekler kadınları geçti... İnanın böyle oldu; bunun için, “8 Mart” gününün “Cumhuriyet”ini anımsamanız bile yeterli.
O gün, “Cumhuriyet”in köşe yazarlarının çoğu yazılarını “kadın” konusuna özgülemişlerdi; “on iki” erkek köşe yazarının yarısı, kadın sorununu türlü açılardan ele alıyordu; ayrıca “Cumhuriyet”in “yeni editöryal yönetimi”nin seçtiği “üç usta kalem” de yazılarıyla bu kutlamayı renklendirmişlerdi, çok teşekkürler!
Ne var ki, bu “üç usta kalem”in de ikisi erkek yazardı.
Değerli dostlar bu durumda, kadınların sorunlarını, bunlara çözüm yollarını -hep olduğu gibi- yine erkekler dile getiriyormuş gibi bir algıya mı kapılıyorum, ne dersiniz? Gerçi bu sorudan önce; “Cumhuriyet”in “8 Mart”taki kadın köşe yazarlarından söz etmemin gerektiğini uyarmak üzere olduğunuzun ayrımındayım; o günkü “dört” kadın köşe yazarlarımızın “üç”ü kadın konusunu ele almışlardı, demek “kadın-erkek” köşe yazarı oranı “12”ye “4”tü, ertesi gün ise “14”e, “2”.
Kuşkusuz bu, yıllardır böyle de, bir “8 Mart” yazısında bu oranı insan anımsayıp anımsatmaktan kaçınamıyor...
Kadın konusunu ele alan tüm köşe yazarlarımız, “demokrasi”nin de ilkelerinden biri olan “kadın-erkek” eşitliğini yoğunlukla vurgulayıp öne çıkararak altını çizdiler ve bilindiği gibi bu görüş “referansımız İslam’dır” diyen “AKP” iktidarının “eşitlik kadının fıtratında yok!” anlayışına, dogmasına tümüyle karşıdır.
Öte yanda, iktidarın çağdışılığının karşısına dikilen bu görüşlerin “eylem”le desteklenmesi, hele bunları yazanların da “eylem”e katılması, bu dile getirişlerin anlamını daha da pekiştirip, daha da “ses” getirmesine büyük katkısının olacağı kuşkusuz yadsınamaz; hele “Emre Kongar Hocamızın”, “Demokrasi Sokakta Korunur!” çağrısından sonra...
Bu konuyu -şimdilik- burada noktalayıp, “8 Mart” günkü “yeni” ya da -ileri sürüldüğü gibi- “yeniden doğan” Cumhuriyet’e dolaysiyle henüz doğmuş gazetemize bir bakalım diyorum.
Bir bakıma, “Kadınlar Günü”ne uygun düşercesine bu “doğuş”un hazırlanmasında büyük payları olduğu anlaşılan genç kızlarımızın gazetedeki resmine baktığımda “Berin Nadi”yi anımsadım. “Berin Nadi”, gerek eşi “Nadir Nadi” döneminde, gerekse ondan sonra ve “Cumhuriyet Vakfı”nın kuruluşunda -kısacası- gazetenin başında olduğu süreçte de, Cumhuriyet’te çalışan kızlarımızdan yer yer “benim kızlarım” diye söz ederdi; kuşkusuz bu kucaklayış öyle gözü kapalı bir “destek” değildi; eleştirilerini anında, karşısındakinin gözlerinin içine baka baka yapardı; dolaysiyle “Cumhuriyet”in tazelenişinin “yeniden doğmak” olarak ortaya konuşunun anlamını ilkin bu genç kızlarımıza sorar, ardından da “eski ilkeler”in, “gençleşmiş bir elbise” içinde sunuşun ne olduğunu sormadan, “eskimiş” yani “günü geçmiş” gibi dile getirilen “ilkeler”in “yeni bir giysi”yle gençleşemeyeceğini dile getirir; “eski” olarak nitelendirilen, Cumhuriyet’in “kuruluş ilkeleri”nin bugün de yarın da hep “genç”, dipdiri olarak kalacağını vurgulardı...
Ama hiç eskimeyecek bu “ilkeler”in, yeni bir “giysi” içinde daha bir “kararlılık ve cesaretle” savunulmasını da yürekten desteklerdi sanırım.
Çünkü “92” yıllık “1923 Atatürk Devrimi”nin “temel” taşlarına; “kuruluş ilkeleri” arasında yer veren “91” yıllık “Cumhuriyet”in, “Atatürk”e “sarhoş”, “İnönü”ye “kahpe” diyenlerin iktidarında, bu “ilkeler”in daha “yoğun” daha “cesaret”le savunulması zorunludur.
Bu tutum yalnızca “Cumhuriyet” gazetesinin değil, “laik Cumhuriyet”imizin de “soluk alıp-vermesiyle” de eşdeğerdedir.
Değerli dostlar, “Cumhuriyet’in kurucusu “Yunus Nadi”nin, kendisine desteğini hiç esirgemeyen eşi “Nazıma Nadi”nin, Doğan ve Nadir Nadi kardeşlerin” ve “Berin Nadi”nin, bu “yenilenme”nin de -öncekiler gibi- “kuruluş ilkeleri”nden hiç sapmadan yürüyeceğine inandıklarını ve siz “okuyucuları”na hep güvendiklerini de anımsatmak istedim.
Yarın Beşiktaş’ta çoğalarak toplanalım!  


Yazarın Son Yazıları

‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020
‘Torpil’ 18 Eylül 2020
İlahiyatçı ne diyor? 11 Eylül 2020
Yine mi? 4 Eylül 2020
‘Ağustos’ ayı 28 Ağustos 2020
‘Mecelle’ 14 Ağustos 2020
Lozan’dan Lozan’a! 7 Ağustos 2020