Meriç Velidedeoğlu

Balyoz İndi!

03 Nisan 2015 Cuma

Bu hafta, sözcü “Bülent Arınç”ın, “Balyoz Davası” için söylediği, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor!” deyişini anımsatıp, bu temizlemenin nasıl yapıldığını da, son örneklerden biri olan -tutuklu- “Ybş. Murat Eren”e uygulananları anlatarak vurgulamak istemiştim. Bilindiği gibi, “salı” günü, “Balyoz”un yeniden yargılanma sürecinin “5.” duruşması vardı. Duruşmada “Savcı Ramazan Öksüz” görüşünü -kararını- bildirirken, bu “temizleme” işlemlerinin (!) unutulmayacak örneklerini ayrıntılarıyla anlatınca, bu cuma da o “31 Mart” gününe değinmeliydim.
Bilmem ki anımsanır mı -davanın görüldüğü- “Silivri Çadır Mahkemesi”nde savcılar, yargıç kürsüsüne dikey bir durumda oturduklarından bizler onları yandan (profil) görürdük; cüppelerinin dik yakaları yüzlerinin yarısını saklar, hemen hemen kıpırdamadan öylece dimdik durduklarından görünümleri “sfenks”leri anımsatırdı; “sfensk”lerin “taş”tan yapıldığı bilinir...
Oysa “31 Mart” günü, mahkeme kürsüsünde yan yana oturan “4” görevli vardı; biri “başkan” ve iki üyeden oluşan üç “yargıç” ve bir de “savcı”; sanırım Silivri’nin kumpas davalarında ilk kez bir “kadın” yargıç “Başkan”dı; “Yargıç Özlem Karaçam”.
Yeniden yargılama sürecinin bu “5.” duruşması da, “yargı heyeti”nin uyumlu, dingin (sakin) tutumu içinde sürdürüldü; “450 kişilik” konferans salonunda yapılan duruşmayı -belki de- “500” kişi izliyordu; hafiften hafiften gürültü duyulmaya başlayınca; Silivri’nin “Başkan”larından kimilerinin, mikrofonu patlatırcasına yaptıkları; “Susun! Salonu boşaltırım! Duruşmayı izleyici olmadan yaparım!” türünden “gözdağı” içeren uyarılarını anımsadım...
Kuşkusuz bir süre sonra “Başkan Karaçam” da, yapılan ses kayıtlarının sağlıklı olması için, sessiz olunmasını “kararlı” bir sesle istedi.
“Silivri” duruşmalarında, “gözdağı” içeren uyarılar yalnız izleyicilere değil, savunmanlara da yapılırdı; ayrıca, “Başkan”ın çağrısı üzerine, görevli jandarma erlerince kuşatılır “yaka-paça” dışarıya atılmaları istenirdi; çoğu zaman savunmanlar, göz göze gelerek, anlatacaklarını dinleyen bir “çift göz” aradıklarını söyleseler de, “kürsü”den hiçbir yanıt gelmezdi; “31 Mart” günü yapılan yoklama sırasında adı okununca anımsadım; “E. Tuğg. Hakan Akkoç”, yargıçların bu tutumunu onlar da “susma hakkı”nı (!) kullanıyorlar diye yorumlardı...
Yine “salı” günkü yoklamada “E. Tümg. Soner Polat”ın adı okununca, Silivri’deki bir “Balyoz” duruşmasında mahkeme salonunda olmasına karşın, hakkında “yakalama” kararı çıkarıldığını açıklanmasını anımsadım...
“31 Mart” günü, “Savcı R. Öksüz”ün kararını “bir saat kırk dakika”da okuduğu belirtildi; bu sürede yine zaman zaman “10. Ceza Mahkemesi”nin, “Balyoz” duruşmalarına gittim geldim... Bir duruşmada “Başkan Ömer Diken”, bir ara savcıya “görüş” sordu; yanıt yoktu; biraz bekledi; ikinci kez, sorusunu daha yüksek sesle yineleyince “savcı bey” irkilip uyanmıştı...
Ama bu olayda, sanık sandalyesine oturtulanların tutumu da unutulmamalıdır; çünkü gerek cuma günlerindeki “talep” bildirmelerinde, gerekse “savunmalarında”, bir kez olsun “savcı”nın bu durumundan söz etmediler...
Sanıklaştırılan bu komutanların, “hapishane” bahçesinde, özenle hazırladıkları düzenlemeyle bir “29 Ekim”i, özgürmüşçesine nasıl kutladıklarını da -yazıyı yazarken- yeniden yaşadım.
O “salı” günü, yoklama sırasında adı okununca, “Dz. Kur. Alb. Erdinç Altıner”in “teslim” olduktan sonra da, bu davayla iyice “tırpanlanan” “Deniz Kuvvetleri”nde yerine geçecek bir “komutan” bulunamadığı için görevini sürdürmesi istendiğini, “TSK”ye yaşatılan bu “hainlik” boyutundaki rezaletle içlerinin nasıl yandığını yine düşünmeden duramadım.
“Deniz Kuvvetleri”mizin bu acı durumunun gerçek boyutunu Kartal’daki bu yeniden yargılamanın -sanırımilk duruşmasında, “E. Tüma. R. Cem Gürdeniz”: “Deniz Kuvvetleri’nin gelecek ‘30 yılı’ çökmüştür!” diyerek bir kez daha vurgulamıştı...
“Türk Ordusu”na bütün bunlar gibi sayısız “tezgâhlar” kurulurken, iktidardaki başta “Başbakan Erdoğan” olmak üzere, türlü devlet kuruluşlarında çöreklenmiş “cemaatçiler”in -özellikle- “TSK”“çöküş”e götürmesini tiyatro izler gibi keyifle, ellerini ovuşturarak “seyrediyorlardı”; ta ki, “17-25” Aralık operasyonlarına dek... Bu durumda yalnız “kumpasçılar”dan değil “izleyiciler”den de “adalet” önünde hesap sorulması gerekmez mi? Ne dersiniz?
Yarın Beşiktaş’ta kutlamayı hep birlikte yapalım.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Erasmus 19 Mart 2021
‘12 Mart 1921’ 12 Mart 2021
‘Manifesto!’ 5 Mart 2021
‘Elli Yıl’ 26 Şubat 2021
Haddini Bil! 19 Şubat 2021