Meriç Velidedeoğlu

Yine Yok Sayıldılar!

05 Aralık 2014 Cuma

İki gün önce “3 Aralık” Perşembe günü, “Devrim Yasaları”mızın sonuncusu -sekizincisi- olan “Bazı KisvelerinGiyilmeyeceğineDair Yasa”nın, “TBMM”ce kabul edilişinin “80. yılı”ydı.
Bırakın “1923 Devrimi”ne sahip çıkan örgütleri, toplu-mu; ne bu yasaları düzenleyip Meclis’e sunan “parti”den, ne de “Devrim Yasaları”nı sahiplenen ve bunu ayrıca duvarlara yapıştırdığı ilanlarla duyuran “parti”den ses çıktı.
Çıkmaz. Genel seçim kapıda. Ne bağlantısı, ne ilgisi var ki, diye sormadan önce, bu ya-sanın birinci maddesini kısaca anımsayalım; şöyle, “Hangi din ve mezhebe mensup olurlarsa olsunlar, ruhanilerin mabed ve ayinler dışında ruhani kisve (giy-si) taşımaları yasaktır.”
Ve yasanın “gerekçe”sini de “Atatürk”ten dinleyelim: “Cumhuriyet Hükümetimizin bir ‘Diyanet İşleri Başkanlığı’ vardır. Buraya müftü, hatip, imam gibi görevli birçok memur bağlıdır. Ancak bu kurumda çalışmadığı, burayla hiçbir ilgisi olmadığı halde tıpkı bu kurumun görevlileri gibi aynı kıyafeti giyen ‘pek çok kişi’nin, halk arasında dolaştığını görüyorum. Bunlar bazı yerlerde sanki halkın mümessilleri gibi halkın önüne düşüyorlar, halkı yanıltıyorlar; bu kişiler bu yetkiyi kimden nereden almışlardır? Bu duruma hükümetin el atmasını diliyorum!”
Cumhurbaşkanı “Atatürk”ün “pek çok kişi” olarak ortaya koyduğu bu “dinsel kisveler”le dolaşanlar, “80 yıl” sonra, bu-gün kaç kişidirler?
“Bin” değil, “on bin” değil, “yüz binlerce”...
İstanbul’da oturanlar, bu kentin, nüfusu en yoğun il-çelerinden biri olan “Fatih”e, Çarşamba’ya şöyle bir uğradıklarında göreceklerdir.
Üstelik bunlar, yine bir devrim yasası olan “Şapka Yasası”nı çiğneyerek, sarığı, bunun başka bir türlüsünü başlarına geçirerek dolaşıyorlar.
Kuşkusuz yalnız “Fatih” değil, yaygın olarak pek çok semt böyle; öteki illerimizde ilçelerinde de kesinlikle böyle; sanırım kimilerinde daha da çok böyle...
Dolaysiyle şu sıralarda, “giyim kuşam” ile ilgili “Devrim Yasaları”ndan söz etmek, “durgun suyu bulandırmak”tan (!) başka nedir ki?
Dahası “Kuran Kursları”na giden “beş-altı” yaşındaki çocuklarımız, “abece”yi (alfabe) öğrenmeden önce, “elifba”yı öğrenip, Arapça yazıları (ayet, sure) gürül gürül okumuyorlar mı? Bunu yadsıyabilir miyiz?
Böyle olunca da geride bıraktığımız “Kasım” ayının birinci günü -1928 yılında-“TBMM”ye sunulan “Yeni Türk Harflerinin Kabulü Yasası”nın, bir devrim yasa-sının, “86. yılı”nı anımsayıp anımsatma gündeme gelir mi, getirilir mi?
Bunu yapmak “pişmiş aşa soğuksukatmak”tandabeter (!) olmaz mıydı?
Zaten “Devrim Yasaları”, “Anayasa”nın korumasında; yetmez (!) mi?
Oysa halkının neredeyse tümünün “Müslüman” olduğu bir ülkede, “sözde” değil de, tam, somut olarak “laiklik” ilkesinin uygulanmasında; bu yasaları -ya da birkaçını- gereksiz görmenin anlamı, “laik TC Devleti”nin, iktidarca aşama aşama getirildiği durum açıkça ortaya koymaktadır.
Hep belirtildiği gibi, “laikliğin”, “Hıristiyan Batı”da ancak, “Rönesans”, “Reform” ve “1789 Fransız Devrimi”nin sonunda “Aydınlanma” süre-cinde ortaya çıktığını ve böylece “laik yaşam” biçiminin oluştuğunu yadsıma olanağı kesinlikle yoktur; kuşkusuz görmemezlikten gelmenin de...
Öte yanda, Prof. Dr. “Server Tanilli”nin söylemiyle: “İslamlık bütünsel bir yaşam yasası”dır; İslam, “müminin yaşamının her bir alanına düzenleme” getirmiştir.
Üstelik de İslam ve dün-yası, insanı “evrensel insan hakları”na, demokrasiye, çağdaşlığa ulaştıran bu devrimleri yaşamamıştır.
Dolaysiyle “1923 Devrimi”, utkuyla (zafer) biten “Ulusal Kurtuluş Savaşı”nı ve sonuçlarını içeren “Kurtuluş Dönemi”nin, bu “Devrim Yasaları”nın düzenlenip uygulandığı “Kuruluş Dönemi”yle bütünleşerek oluşmuştur.
“1923 Devrimi”ni benimseyenlerin, koruyanların bu gerçeği hep göz önünde bulun-durmaları, askıya almamaları gerektiğiyadsınamazsanırım.
Kısacası, “Atatürkçü” si-yasi, sivil kuruluşların, oluşumların, örgütlerin, anayasal kurumların, yazılı-görüntülü basının, “Devrim Yasaları”na karşı “kayıtsız” kalışları, “R.T. Erdoğan”a “Karşı Devrim” atılımları için büyük fırsatlar yaratmış ve yaratmaktadır.
Bu alandaki son örnek -programlarında olan- “Dindar Nesil” yetiştirme aşamasını “anaokul”una dek indirmesi; buralarını “din eğitimi” veren “imam hatip anaokulları”na, “imam hatip kız anaokulu”na ve “imam hatip erkek anaokulu”na dönüştürme adımları...


Yazarın Son Yazıları

‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020
‘Torpil’ 18 Eylül 2020
İlahiyatçı ne diyor? 11 Eylül 2020
Yine mi? 4 Eylül 2020
‘Ağustos’ ayı 28 Ağustos 2020
‘Mecelle’ 14 Ağustos 2020
Lozan’dan Lozan’a! 7 Ağustos 2020
86 yıllık... 17 Temmuz 2020
Düğme 10 Temmuz 2020