Devleri yenen dâhi

22 Ağustos 2021 Pazar

10 Ağustos 1915’te Anafartalar zaferini izleyen Time gazetesi muhabiri Ashmead Barlette, izlenimlerini “Bu savaş, devler ülkesinde bir devler savaşıydı” diye özetler.

Sakarya zaferi de Kurtuluş Savaşımızın Anafartalar’ı ve her ikisini de kazandıran dâhi komutan, Mustafa Kemal Paşa’dır.

Zaten çok yetersiz olan muharip ve mühimmat varlığının en az zararla Sakarya’nın doğusuna nakli, 27 Haziran ile 10 Temmuz 1921 tarihleri arasında Kütahya-Eskişehir muharebeleri sonrasında gerçekleşmiştir.

Bu muharebeler, geri çekilme ve yenilgi gibi gözükür. Gerek Ankara’da gerekse cephede telaşa yol açar. 

MAKÛS KADERİN YENİLDİĞİ AN

Durumu anbean izleyen Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa, trenle cepheye hareket ederek 17 Temmuz saat 05.00’te Eskişehir’e varır. Batı Cephesi karargâhında yaptığı toplantıda, taktik kurgusunu şöyle açıklar: “Yunan ordusunun bütün kuvvetiyle yaptığı bu saldırı karşısında asli görevimiz, Milli Mücadele’nin başından beri izlediğimiz görevdir ki o, her Yunan taarruzuna maruz kaldıkça bu taarruza direnmek, uygun karşılıklarla durdurmak, etkisiz hale getirmek ve yeni orduyu oluşturmak için zaman kazanmaktır.

25 Nisan 1915’i anımsayalım: Düşman, Arıburnu ve Seddülbahir bölgesine çıkarma yaptığı saatlerde, Mustafa Kemal askerlerine “süngü tak, yere yat” komutunu verir. Türk askeri yere yatınca düşman da yere yatarak mevzilenir. Mustafa Kemal, daha sonra “Kazandığım an, bu andır” diyecektir.

Düşman ne yapacağına karar verinceye kadar, 57. Alay Conkbayırı’na yetişmiştir. Çanakkale savunmasının temeli böyle atılır.

SATRANÇ MANTIĞIYLA SAVAŞMAK

Sakarya’da kazandığı an da Kütahya ile Eskişehir muharebeleri sonrası büyük düşman kuvvetleri karşısında erinden en üst rütbelisine, Türk ordusunu sağ salim nehrin doğusuna geçirmeye karar verdiği andır. Ve başarmıştır. 

27 Haziran-10 Temmuz tarihleri arasında Türk kuvvetleri topyekûn Sakarya’nın doğusunda toplanır. Yunan ordusu kazanacağından emin, bütün kuvvetleriyle Sakarya’ya yürümeye başlar. 

6 Ağustos 1921’de BMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisinin verilmesi hakkındaki kanun, Batı Cephesi birliklerine ulaştırılır. Haber, askerin moralini yükseltir. Çanakkale’nin muzaffer komutanı “Sarı Paşa”ları en zor zamanda yine başlarındadır.

Savaş başlamadan önce Anadolu halkı, Tekalif-i Milliye Kanunu gereği elinde ne var ne yok, her şeyini orduyu güçlendirmek için vermiştir.

DELİCESİNE KARARLILIK 

14 Ağustos günü Yunanlar üç koldan taarruza geçer. Cephenin derinliği 110 km’dir. Mustafa Kemal Paşa, savaşı cephenin yakınındaki Alagöz köyünden yönetmektedir. Bu, bir ölüm kalım savaşıdır. 22 gün sürecektir.

Bir gece, sonradan “Deli Halit Paşa” diye anılacak olan Albay Halit Bey, mum ışığında astlarından bilgi alırken bir mülazım, “Komutanım bir ricat anında benim askerlerimin durumu ne olacak” diye sorar. 

Albay Halit’in yanıtı, ölmek var dönmek yok kararlılığının açılımıdır: “Bak teğmen, bir daha ricat lafı edersen, seni buraya gömerim!” 

Savundukları vatan toprağını asla terk etmeyecekleri, Mustafa Kemal’in tarihsel emrinde somutlaşır: “Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” 

SUBAYLAR SAVAŞI

110 km. derinliğindeki cephede, bölükler geceleri yürür, gündüzleri çarpışır. Gencecik subay adayları ve subaylarımız şehit olur. Bazı tarihçiler Sakarya muharebesine tam da bu yüzden “Subay Savaşı” derler. 

Sonunda 13 Eylül 1921 sabahı olur. Yunanlar perişan bir bozgunluk halinde, mevcutlarının neredeyse yarısını kaybederek gelişigüzel ricat ederler.

19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya “gazilik” unvanı ve “mareşal” rütbesi verilir.

İzleyen günler, artık Türklerin Anadolu ve Trakya’da kaybettikleri topraklarını geri alacakları büyük çarpışmanın, tarihsel hesaplaşmanın hazırlıklarıyla geçecektir.

Devamı gelecek pazar, bu sütunda.

TEŞEKKÜR

Değerli okurlarım,

Böğrümdeki varlığını beynime yıllardır gönderdiği pıt pıt sinyalleriyle anımsatan sevgili safrakesem, minicik taşlarla ağırlaşıp çat pat etmeye başlayınca kendisiyle derhal yolumu ayırmaya karar verdim. Aslında çok cimriyimdir, oramı buramı kestirip atmak hiç istemem, bayılmaktan ayılmaktan nefret ve itiraf ederim ki ameliyattan da çok korkarım. 

Ama can dostum Prof. Dr. Mahir Özmen’e güvendim. Öyle güvendim ki ameliyathaneye “saldım çayıra mevlam kayıra” modunda bir rahatlıkla girdim. Ve ona güvenmekle haklı çıktım. Kusursuz bir cerrahi süreç sonunda, safrakesesiz ama gıcır gıcır kitap gibiyim (turp olmayı reddediyorum).  

Ankara Liv Hospital’da dünyanın en iyi robotik cerrahi ekiplerinden birini kuran Prof. Dr. Mahir Özmen ile hepsi birbirinden değerli, yetenekli ve üstün uzmanlardan oluşan ekibine ömür boyu minnet borçluyum. Naçiz varlığıma verdikleri değer, gösterdikleri özen ve sevgiyi yüreğim çarptıkça unutmayacağım.  

Liv Hospital’ın daima güler yüzlü, sabırlı, şefkatli, profesyonellikleri kusursuz hemşirelerine ve tüm çalışanlarına da sonsuz teşekkürlerimi sunarım. 


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

İktidardaki Adnancılar! 19 Eylül 2021
Deyyus-u Ekberlerimiz 17 Eylül 2021
Göç deposu Türkiye 12 Eylül 2021
Koyunlar Vadisi, Puslu! 10 Eylül 2021