Kitap oku, hayal kur, gerçek olsun...

20 Ocak 2019 Pazar

Taş yağacak diye beklerken, gökten balık yağar mı?
Bundan birkaç yıl önce Meksika’da bir sahil şehri olan Tampico’lular bir balık yağmuruna şahit oldular. Kuzey Meksika sivil savunma görevlileri, gökten “alenen” balık yağdığını kayıt altına aldılar.
Gökten yağmur ve kar dışında bir şeylerin de yağdığını tarihte ilk kaydeden Romalı filozof ve doğabilimcisi İhtiyar Plinio. M.Ö. 1. yüzyılda, bugünkü İtalya toprakları içinde kurbağa ve balık fırtınası yaşandığını yazar. M.S. 3. yüzyılda ise Yunan retorikçi ve dilbilimci Ateneo, Deipnosofistas adlı eserinde Peonia ve Dardania bölgesinde şiddetli bir kurbağa yağmuru olduğunu anlatır. Öyle şiddetli bir yağıştır ki evler ve sokaklar, hatta kap kacak bile kurbağayla dolmuş; sonunda su bile kullanılamaz hale gelmiş, halk ayaklarını yere basamaz olmuştur. Dağlar gibi yığılan kurbağalar ölmeye başlayınca çok kötü bir koku yayılmış ve sonunda halk çareyi bölgeden kaçmakta bulmuştur.
1857’de Kaliforniya’da gökten toz şeker yağmıştır. 1867’de Dublin’deki İrlandalılar şaşkınlıkla gökten yağan fındıkları izlemişlerdir. Padenborn’da tatlı su midyesi, İngiltere’de ise denizanası yağmıştır.
Bir de para yağsa ne güzel olurdu değil mi? O da olmuş!
16 Haziran 1940’ta, Rusya’nın Meschera köyünde gökten 16. yüzyıl paraları yağmış... Arkeologlar, erozyon sonucu açılan toprağa gömülü bir hazinenin güçlü rüzgâr ile taşındığını düşünmüşler.*
*Metin Uca ve Özlem Kumrular’ın Her Book’a Maydanoz/ Küçük Şeylerin Büyük Tarihi (Destek Yayınları, 2018) kitabından alıntıdır.

***

Geceleri tütenler
“Yalnızca acı çekmenin insanı olgunlaştırdığını sanıyorsan çok yanılıyorsun. Eğer ıstırap tek başına yeterli olsaydı ortalık ermişlerle, meleklerle, aydınlanmış kişiler ve bilgelerle dolup taşardı, çünkü tüm insanlar acı çekiyor. Acı çekmek, çoğu kişinin kalbini ve zihnini yaralar, çirkinleştirir ve bencilleştirir. Kimilerini delirtir, hatta kimilerini öldürür. Çok az sayıda insan acı sayesinde içsel olarak büyümeyi başarır. Acıdan doğru şekilde faydalanabilmek için bilgi sahibi olmak gerekir. Yoksa çekilen tüm acılar boşa gider.”
“Acıdan nasıl faydalanabilirim Babako?” diye sordum.
“Öncelikle kişinin kalbini sertleştirmek yerine acısını yumuşatmayı bilmesi gerekir. Gerekli ve gereksiz acıları doğru ayırt edebilmeli ve mecbur olmadığın acıları boşuna çekmemelisin. Kaçınılmaz olan ıstırapların üstüne yeni ıstıraplar eklememeli, kendine hayali acılar yaratmamalısın. İnsan, alışkanlıklarının esiridir. Eğer alışkanlıklarına dikkatle bakarsan, sana acı veren şeylere de tutkuyla bağlı olduğunu görüp şaşıracaksın. Acılarını feda etmediğin sürece içsel anlamda büyümen olanaksız.”
“Anlayamıyorum” diye mırıldandım.
Durakladı. “Çok şanslısın. Çünkü kutsal kitabımızda ‘Büyüyebilmek İçin Feda Edilmesi Gereken Bazı Şeyler’ başlıklı bir bölüm var” dedi ve sol elinin avucunu bana doğru şöyle bir çevirip, hızla geri çekti. Kısacık bir an için elinin içindeki figürleri görebilmiştim.*

*Berrak Yurdakul’un Senin Hakkında Yedi Şey Düşündüm/Birini Söyleyeceğim (Destek Yayınları, 2018) kitabından alıntıdır.

***

Doğanın programlama dili nedir?
Yapay zekâya insanı taklit ederek ulaşmak isteyenlerin bu taklidi hangi düzeyde yapacaklarını düşünmeleri gerekli. Çünkü çoğu karmaşık sistem gibi insanlar da birçok “katman”da modellenebiliyor ve bu katmanların kuralları (deyim yerindeyse, o düzeylerde icra edilen algoritmaların yazıldığı programlama dilleri) birbirlerinden farklı.
En altta evrenin temel kuralları var. Ezelden beri geçerliler. Ne kadar hızlı koşarsanız koşun ışık hızına varamayacağınızı, iki kere ikinin dört ettiğini, kütleyle enerjinin arasındaki ilişkiyi filan belirleyen kurallar. Bu fizik yasaları, her temel parçacıktan ayrı ayrı söz etmiyor, ama her şey o yasalara uygun işliyor.
Yani en alt düzeyde bakarsak, evrende “fizik kuralları” adında bir program çalışıyor. Daha altında bir katman olmadığından, program bir yere açıkça yazılı değil, sadece “var”. Fizikçilerin işi bu programı keşfetmek. Bu kuralları yazmaya kalksak o kadar da uzun bir metin çıkacağını pek sanmıyoruz, programlara dilinin de “matematik” dediğimiz, geliştirilme/keşif serüveninin bir kısmını gördüğümüz sistem olduğuna eminiz.
Bu programın girdisi evrenin şimdiki halinin bir tarifi, çıktısı da bir sonraki andaki halinin. Evrenin programı sürekli aktif. Bu bakış açısıyla bilgisayar evrenin ta kendisi, hesapladığı şey de geleceği.*

*Cem Say’ın 50 Soruda Yapay Zekâ (Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 2018) kitabından alıntıdır.  


Yazarın Son Yazıları

Damat 15 Kasım 2020
Kiralık işgal 1 Kasım 2020
Varlık, yokluk, NAVTEX! 20 Eylül 2020
‘Survivor’ gazileri 6 Eylül 2020
Künye 23 Ağustos 2020