Sanduka Bayramı

06 Ağustos 2022 Cumartesi

Muktedir Makropiç’in ulu çobanlığındaki Yol Partisi ile Yol dini yoldaşları, güzel ve yalnız ada Mikronezya’da bitmek bilmeyen iktidarlarını büyük ölçüde, halkı kolay inanç ve kolay kazançla büyülemeye borçluydular. 

Her ne kadar soyguna odaklı bir yozdaşlık yoldaşlığı gütseler de nihai bir amaçları vardı: Mikronezya’nın adını Mikropya’ya dönüştürmek, Mikron halkının da Mikrop’laşmasını sağlamak. 

Böyle bir dönüşümden ne çıkarları olabilir diye merak ederseniz, doğru bir mantık yürütüyorlardı, diyebiliriz: Herkesin mikrop olduğu yerde, virüslerden hesap soracak kimse kalmaz, onlar da rahat rahat adayı kemirmeyi sürdürebilirlerdi. 

Ne var ki talanın sürdürülebilirliği, herkesin küçük büyük bir soygundan pay almasına bağlıydı. Oysa kakao kriziyle başlayan bitter çikolata yokluğundan beri, adada küçük hırsızların sebeplenebileceği bir nema kalmamıştı. Yoksul adanın dibi görünen kuyusundan ancak büyük hortumcular birşeyler emebiliyorlardı. 

Bu durum da artık küçük hırsızlık bile yapamayan ahalinin hoşnutsuzluğuna yol açıyor; doğma büyüme MM, yani Muhalif Mikron olmayan ve Mikrop’luğu kabul eden tebaa arasında bile “Acaba eski Mikronezya daha mı iyiydi, hiç olmazsa karnımız doyuyordu” kuşkusu yaygınlaşıyordu.

Muktedir Makropiç, fala da büyüye de inanırdı. 

Hatta iktidarının başında, Mikronezya’ya çok da uzak olmayan Garaip Adaları’ndan getirttiği büyücüler sayesinde tebaanın rüyalarına girerek epeyce kul köle kazanmışlığı vardı.

Ama bitter çikolata bittiğinden beri Garaip Adaları’na ne uçak kalkıyordu ne gemi. Komşu adalardan kayıkla getirttiği büyücüler de bir işe yaramıyorlardı. Oysa Makropiç’in muktedirlik istikbaline yönelik kaygısı gün geçtikçe artmaktaydı. Zaten son zamanlarda tüm yozdaşları arasında da bir fal merakı başlamıştı. Kel Tepe’nin ardında ortaya çıkan kör bir falcıya taşınıp duruyorlardı.

Sonunda Muktedir Makropiç de merakına yenildi, büyücü yokluğunda hiç olmazsa istikbalini öğrenmek üzere kör falcıyı Saray’a çağırttı. 

Ünlü falcı elinde tahta asa, belinde urgan kuşak, pejmürde kılıklı yaşlı bir adamdı. Kördü ama aptal değildi. Muktedir Makropiç’in huzuruna çıktı, tabii ki el değil, kendisine uzatılan etek ucunu öptü. Bir tas su istedi. Kirli parmaklarıyla uzun uzun suyu karıştırdı. 

Makropiç, merakla sordu: “Ee, ne görüyorsun?”

“Çevrenizde iğne atsan yere düşmeyecek, muazzam bir kalabalık görüyorum Ulu Çobanım” dedi, yaşlı adam. 

“Ahali mutlu mu?”

“Evet, herkes çok mutlu.”

“Bayrak, pankart falan var mı?”

“Her yanda, rengârenk!”

“Şarkı falan çalınıyor mu?”

“Hem de nasıl! Hep bir ağızdan şarkı söyleyip şıkır şıkır oynuyorlar çevrenizde...”

“Peki ben ne yapıyorum?”

“Sandığın içini göremiyorum, Ulu Çobanım!”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sanduka Bayramı 6 Ağustos 2022