Yılmaz şairler, susmaz şiirler...

13 Eylül 2020 Pazar

Hasan İzzettin Dinamo.

Z kuşağında adını bilen, sekiz ciltlik Kutsal İsyanı’nı okuyan, şiirini ezberleyen tek bir genç var mıdır acaba? Sanmıyorum. 

Mehmet Seyda, Edebiyat Dostları* başlıklı portreler kitabında, örste dövülmüş demir kıvamındaki ozan ve yazar Dinamo’yu anlatıyor:

Geleceğimizi daha önce bildirmiştik. Önü bahçeli, bahçesiz gecekonduları geçtik, yokuşu çıkmaya başladık. Dinamo’nun eşiyle birlikte on yedi yıldır yaşadığı üç göz gecekondusu, en tepedeydi. Üç kişinin yan yana oturamayacağı, tavanı kontrplaklarla kaplı, sac sobasına iki odun atıldı mı içerisi hamama dönen konuk odasına alındık. 

‘Kutsal İsyanı’, burada yazıyordu. Elli sekiz yaşındaydı, unutulup gitmiş hayat hikâyesini, artık bilmek gerekiyordu:

1909 yılında Akçaabat’ın Ahanda köyünde doğdum. O yıl Yemen’den dönen babam Ahmet Çavuş, aileyi alarak İstanbul’a getirdi. Sarıyer’de inekler edinerek sütçülük yapmaya kalkıştıysa da kıvıramadı. Dönüş yolu göründü. Köşe dönersek ne olacak? Samsun, babam için daha çekiciydi. Beş yaşında falandım. Aile, Kötüköy denen insan sayısı oldukça az, sivrisinek cenneti bir köye yerleşerek ünlü Samsun tütünlerini yetiştirmeye çalıştı. Sıtmadan kırılıyorduk hepimiz, kinin nerede? Buradan da kaçıp, Samsun varoşlarına yakın bir yerde babamla ağabeyim bahçıvanlık yapmaya başladı. Sözde biraz rahat yüzü göreceğiz. Ne mümkün? İlk Dünya Savaşı patlak verdi. Ahmet Çavuş gel, yetişkin oğlun Aliyi al da gel. Bu vatana askersiniz. Asker edildiler hemen, Erzurum cephesine sürüldüler. Enver Paşanın Sarıkamış fatihi olayım derken o kış harcadığı 100 bin kişilik Karadeniz uşağı arasında babam Ahmet Çavuş ve ağabeyim Ali de vardı. Geride aç ve perişan kalan aile sinek gibi kırıldı. 

Ben ve iki kız kardeşim Darüleytam denen şehit çocuklarıyla dolu öksüz yurtlarına yerleştirildik. Böylece ölümden kurtulabildik. İttihatçılar, savaşı yitirdiler. Savaş bitti. Bizler için yeniden, sonsuz gibi görünen bir açlık dönemidir başladı. En sonunda aldılar, hepimizi İstanbul’a götürdüler. Beykoz Darüleytamı’ndayken bir yıl boyunca Beykoz fabrikalarında işçi gibi çalıştırıldık. Sonra düzgün bir okuma dönemi başladı. Halıcıoğlu, Bigados (Salimpaşa), Amasya öksüz yurtlarında okutulduk. İlkokulu bitirince, iki yıl Amasya Ortaokulu’na verildim. Bir yıl kadar, sanat okulu benzeri bir yerde günlerimiz ziyan edildi. Günün birinde tesviye eğelerini bir yana bırakarak bir demirci ocağı karşısında, Mehmet Emin biçeminde ilk şiirimi döktürdüm. Şöyle bir şeydi:   

‘Vur demirci boş durma sen bugün de

Ocağından dört bir yana kıvılcımlar saçılsın.

Şimdiye o pas tutan altın örsün önünde

Sana bolluk ve mutluluk kapıları açılsın.’ 

Yaşım 13 ya da 14. Bir kere başladık, arkası geldi.”*

Koltuk verilmez, alınır!

1926’dan ötesi, Hasan İzzettin Dinamo için yeni bir dönemin başlangıcıydı. Goethe’nin Werther ve Faust’unu keşfetti. Shakespeare’i, Hamlet’ini okuyup tanıdı. Faruk Nafiz’in aşk ve memleket şiirleri üzerinde hâlâ egemenliğini sürdürüyordu. Ama Goethe ve Shakespeare, tüm dünya şiirlerine meydan okuyan dehalarıyla ona büyüklüğü göstermişti. Nâzım Hikmet’in 835 Satır adlı ilk kitabını okuyunca, Faruk Nafiz, gönlündeki tahtından sessizce inip yerini Nâzım’a bıraktı. 

Dinamo, 1931 yılında ilkokul öğretmeni olarak mezun olduğunda şiirleriyle tanınmaya başlamıştı. Sınavını kazandığı Gazi Eğitim Enstitüsü’nde okumaya başladığında, polis de kendisiyle ilgilenmeye başlamıştı. Özetle “Ey Türk köylüsü ve işçisi, teşkilatlan” dedikleri bir bildiri yüzünden tutuklanıp, zamanın Ankara valisi Nevzat Tandoğan’ın karşısına çıkarıldı. Vali, kendisine güzelce sövüp saydıktan sonra yumuşayan sesiyle: “Sana şu koltuğu mücadelesiz vereceğimi mi sanıyorsun?” diye başlayan konuşmasında, bugün herkesin bildiği ve bambaşka kişilere yüklenen pek ünlü söylevini, Hasan İzzettin Dinamo’ya çekmişti:

Eğer getirmek istediğiniz rejim komünistlik ise onu da sizin gibi baldırı çıplaklara bırakmayacağız. Gerekirse komünizmi de bu memlekete biz getireceğiz, Mustafa Kemal getirecek!”*

Dinamo’nun çilesi başlıyordu.   

*Mehmet Seyda’nın Edebiyat Dostları/Kırmızı Kedi Yayınevi, 2019 kitabından alıntı ve özettir. 

Bu İzmir herkesi yener

Tarihin sahnesi burası

gel otur başköşeye İzmir

nasıl kurtuldun yangınlardan

kurtuluşu aydınlıkları

Hasan Tahsin’i anlat

arkaik günlerden beri

Helen özentili askerler var

Ege’nin orta yerinde

arkasında İngilizin bitmeyen mavi kini

hep kış hep kıyamet zulmü işgali gördü

Şimdi artık Sarışın Kurdun ardından

koşuyor Fahrettin Paşa’nın süvarileri

kuvvacı kayalar geliyor arkalarından

Çanakkale Samsun Ankara Dumlupınar

Yurdun dört bir yanından

Anadolu kayaları bunlar

bu direniş herkesi yener

dalgalanıyor bak İzmir’le beraber

Vali konağı namı büyük Türk Bayrağı

bin eylül sabahlarına bedel 

9 Eylül 1922 sabahı

yedi düvelin kulaklarında mermisi sesi

Neredesin Hacı Anesti

Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir. İleri!

ses Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sesi

bu İzmir herkesi yener..

A.Kadri Ergin


Yazarın Son Yazıları

Varlık, yokluk, NAVTEX! 20 Eylül 2020
‘Survivor’ gazileri 6 Eylül 2020
Künye 23 Ağustos 2020
Maarem 16 Ağustos 2020
Tavşanlar da ateş eder! 9 Ağustos 2020
Suat Derviş’in romanı 2 Ağustos 2020
Diriliş: Engizisyon 12 Temmuz 2020
Asla vazgeçme, asla! 5 Temmuz 2020