23 Nisan kutlu olabilir mi?

24 Nisan 2020 Cuma

Bugün 24 Nisan, dün “neşe dolan insan”, bugün artık kendisine bazı sorular sorabilir.

Dünyanın ilk ve tek çocuk bayramına sahip bu ülkesinde, çocuğun ve bayramın ve iktidarın ne anlama geldiğini sorgulayabilir.

Çocuk dilencilerin sokaklarında dolaştığı...

Mülteci bebeklerin cesetlerinin kıyılarına vurduğu...

Kız çocuklarının kaç yaşından itibaren kadın sayılabileceğinin ve evlendirilebileceğinin tartışılıp durduğu bir ülkede;

Çocuk işçilerin varlığından yüksünmeyen...

Anneleriyle birlikte cezaevlerine giren çocukları gözetmeyen...

Berkin’in katilini aramamış, bulmamış...

Aladağ’daki yurt yangınında ölen çocukların hesabını sormamış...

Tarikat yurtlarında tecavüze uğrayan çocukları korumamış...

Aile içi şiddetten yaralanan hatta hayatını kaybeden çocuklar için bir şey yapmamış...

Çocuğunun cesedini sırtında taşıyan insanlara kayıtsız kalmış....

Böylesi bir siyasi iklimde;

Meclis’i işlevsiz kılmayı başaran bir iktidarı tam yetkiyle tahta çıkarmayı başardıktan sonra... mesela;

23 Nisan gerçekten kutlu olabilir mi?

TBMM’nin 100’üncü kuruluş yıldönümünün anısına ve çocuklar adına, sanki onca şey hiç olmamış gibi, kutlamalar yapılabilir mi?

Meclis’in açılışının ve 23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmiş bir bayram olmasının üzerinden geçen 100 yıl içinde, çocukların ve Meclis’in başına gelenler görmezden gelinebilir mi?

Ne milli egemenlik, ne Meclis, ne de çocuklar açısından kutlamayı hak edebileceğimiz bir yakın tarihimiz yok.

Dersini iyi çalışmayan ve bağımsızlık ve egemenlik adına verilen tüm sınavlardan kalan bir toplumun aklını başına toplayamadığı, Cumhuriyete sahip çıkamadığı bir ortamda...

Cumhuriyetin olanaklarını kullanarak...

Ve halkın tercihleri, korkuları, hevesleri, aymazlıkları ya da basiretsizliklerinden müteşekkil merdivenlere tırmanarak iktidara gelenler, işe bu ülkenin çocuklarını çalarak başladılar ve işi Meclis’i işlevsiz kılmaya dayandırdılar.

Bir avuç aydın yıllar boyu haykırdı.

Bunlar” dediler “Çaldıkları çocuklar üzerinden uzun vadeli bir siyasi yapılanmayı planlıyorlar”.

O aydınların, örgütün niyetini deşifre etmeye çalışmasına kulak asan olmadı, o çocukları o örgütün elinden kimse kurtarmaya çalışmadı.

Nihayetinde örgütle işbirliğini hiç saklamayan bir siyasi hareket, medyadan, devletten, askerden, hukuktan, akademilerden, iş dünyasından ve halktan destek alarak, göz göre göre iktidara geldi.

Ve yüz yıl önce millete verilen egemenliği, milletten aldı, tek adama geçirdi.

O tek adamın da bugün çocuklara dair kurduğu hayaller, taşıdığı hassasiyetler belli.

Bu yüzden 23 Nisan denildiğinde “neşe dolmak”tan çok çocuklar için endişelenmeli.

Ellerde sallanan bayraklar...

Pencerelerden dışarıya taşan marşlar...

Çocukların kameralar karşısında tatlı beceriksizliklerle okudukları şiirler ve şarkılar...

Birtakım resmi makamların dişlerinin arasından, samimiyetsiz bir kibarlıkla, mecburiyetten dökülen kutlamalar...

Gerçeği değiştirmiyor.

Zorluklarla kazanılmış bir zaferi nasıl kolayca kaybettiğini bu ülke hâlâ görmezden geliyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olmasına göz yummaya devam ediyor.

Ve çocuklara en doğru, en hakiki tarikatın medeniyet tarikatı olduğunu anlatmanın yolunu kaybettikçe kaybediyor.


Yazarın Son Yazıları

Tek adam, çok baro! 1 Temmuz 2020
Sevdiğim kadın adları 26 Haziran 2020
İştah ve kötülük 10 Haziran 2020
Gezi darbesi? 29 Mayıs 2020
Geçmiş olsun 22 Mayıs 2020
Fotoğraflardaki kızlar 15 Mayıs 2020