Dünya barış ve utanç günü

21 Eylül 2018 Cuma

Hafızanız var, ölçüleriniz, deneyleriniz, değerlendirmeleriniz, teknikleriniz de var. Hiçbir bilgi kilitli kapıların arkasında değil, kuyuların dibinde değil, karanlıklarda değil... Başınıza gelenleri ve gelecekleri biliyorsunuz. Tarihinizi yazabilecek kadar uygar, o tarihi yeni nesillere aktarabilecek kadar beceriklisiniz. Olanlara bakıp olacakları anlayabilecek kadar nesnelsiniz.
Yine de hâlâ...
Enerji kaynaklarını adaletsiz paylaşıyorsunuz.
O kaynakların rantı için fırtınalar kopartıyorsunuz.
Bu arada hepsini tehlikeli ve kontrolsüz bir hızla tüketmektesiniz.
Haklarla ilgili sorunları çözmeyi beceremediniz.
Ne insana ne hayvana ne de doğaya saygınız var.
Hep, savaşlardan savaşlar beğenen, silah üzerine silah üreten, bu kirli pazara gönüllü hedef olmaktan gocunmayan iktidarların peşindesiniz.
O savaşlarda önce babalarınızı, kocalarınızı, oğullarınızı, sonra her şeyinizi tekrar tekrar yitirmektesiniz.
Ama yitirdiklerinizi değil sadece kazandıklarınızı hafızalarınızda biriktirmektesiniz.
Açlıktan ölen, işsizlikten sokaklara düşen sizsiniz.
Ömrünü bir avuç varlıklı insanın satın alacağı şeylerin üretimi için fabrikalarda, tarlalarda, atölyelerde, gökdelenlerde, yeraltlarında çalışarak tüketen de sizsiniz.
Yine de gidip işveren haklarını kollayanlara ve sizi kendi şahsi çıkarları için savaşlara yollayanlara ısrarla oy ve destek vermektesiniz.
Size, çağlar ve coğrafyalar, dağlar ve ovalar ve köyler ve şehirler dolusu insana sorsalar...
Savaş nedir ve barış nedir diye...
Bir süre boş boş bakarsınız bunu soranların yüzlerine.
Sonra belki içinizden biri kendi hayatta kalma savaşını düşünür...
Bir diğeri kimliğiyle ilgili verdiği savaşları...
Ahlaki savaşlar takılır bazılarınızın kafasına...
Dini savaşlar sonra...
Kendi içinizdeki savaşlar bir bir gelir geçer aklınızdan.
Şehitler, kahramanlar, gerillalar...
İçinde ölüsü olan ya da olmayan mezarlar...
Yenseniz bile sanki aslen yenilmiş gibi hissettiğiniz tarihiniz düşer aklınıza...
Sürgünleri düşünürsünüz, zorunlu göçleri, o göç yollarında ölenleri...
Savaşların çıkma nedenlerini anımsamaya çalışırsınız, sonra bitme nedenlerini...
Arada geçen süre içinde kimin başına ne geldiğini...
Yine de cevap veremezsiniz...
Savaş nedir ve barış nedir?
Tüm ekonomik dengesini silah, uyuşturucu ve fuhuş ticareti üzerine kuran bir sistemde yaşadığınızın fakındasınız.
Sanki gerçekten barış istermiş gibi görünmek için o kelimenin etrafına dantel örtüler örüldüğünün, üzerine ışıklar düşürüldüğünün ve yersiz bir duygusallıkla anlamlar yüklendiğinin de farkındasınız.
Barış aslen hiç inanmadığınız bir ütopya.
O ütopya için küllüm yalan bir belagat dillendiriyorsunuz ama gerçekleşsin diye kılınızı bile kıpırdatmıyorsunuz.
Gücünüzün hiçbir şeyi değiştirmeye yetmeyeceğine bir kez inandırılmışsınız.
Sınırların kalktığı... Üretimin sadece ihtiyaçlarla sınırlandırıldığı... Paylaşımın adaletinden zerre kadar şaşılmadığı... Devletlerin bir iktidar değil hizmet kavramı olarak baştan yapılandırıldığı... Hedeflerin ve o hedeflere ulaşma yöntemlerinin tamamen değiştiği... İnsanların kendi gerçekleriyle gerçekten yüzleştiği bir düzen için ısrar etme gücünü kendinizde bulmadığınız sürece...
Hem bitmek bilmez irili ufaklı savaşlar hem de “Dünya Barış Günü” gibi anlamsız hayaller olacak yeryüzünde.
Her yıl, 21 Eylül’de dünyada sürmekte olan savaşlar bir günlüğüne topyekûn dursun diye... O gün, en azından o gün kimse savaş yüzünden ölmesin diye... Şehirler bombalanmasın, evler taranmasın, hayat ve akıl kana bulanmasın diye...
Bir günlüğüne barış istemenin ve mutlak barışı asla elde edememenin büyük utancı ve çaresizliğiyle yaşıyorsunuz.
Ve inatla anlamıyorsunuz.
Sizin hayalini kurabildiğiniz barış, her koşulda, hep iki ateş arasında.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Hadi’ ama kime hadi? 11 Haziran 2021