Eğer ortada bir saray varsa...

27 Kasım 2019 Çarşamba

Beceriksiz politikacılardan, kullanışlı gazetecilerden, sinsi yöneticilerden işkillenmek için çok geç kaldınız.

İşkillenecekseniz ta en başından, yıkılmış sarayların üzerine yeniden saray inşa etmeye niyetlenen akıllardan işkillenecektiniz.

O akılların pazarlanışından işkillenecektiniz.

Ta en başından, o sarayın kapısında muhafızlar olmasından...

O kapıları kulların açıp kapamasından...

Muhaliflerin enselerinden tutulup tutulup o sarayın altındaki zindanlara atılmasından işkillenecektiniz.

Eğer bir ülkede bir saray varsa...

Ve o ülkede iktidara gelmek için arkaya gizli bir güç almak, kâh geleneksel kâh güncel bir siyasi sıradanlık olarak ustaca kodlanmışsa...

Özgürlüklerde, haklarda, adalette ve demokraside ısrar edenler günden güne azalmışsa...

O sarayda...

Muhakkak ki gizli görüşmeler yapılır.

Muhakkak ki gizli anlaşmalar imzalanır.

Muhakkak ki birtakım kumpaslar kurulur.

Muhakkak ki birtakım adamlar satın alınır.

Muhakkak ki birtakım adamlar satılır.

Muhakkak ki birtakım adamların kafaları alınır.

Ve muhakkak ki o sarayın entrikaları kalabalıkların kafasını karıştırır.

O saraya kim gitti ya da biri gerçekten gitti mi?

Şimdi siz bunu merak ediyorsunuz ya, etmeyin.

İlla merak edeceksiniz...

Üşenmeyin, kalkın eski yazıları, haberleri tarayın.

Aslında başkanlık sistemi de pek de öyle fena bir şey değil” diyen gazetecileri arşivlerden bulup çıkarın.

Amerika’daki sistemi ballandıra ballandıra anlatan köşe yazılarına yeniden göz atın.

Demokrasinin tarifini yaparken laikliğe çamur atan akılların at koşturduğu meydanlarda şu anda ne var ne yok bir araştırın.

Saraya kimin gittiğinin bilmecesiyle uğraşmak yerine...

Yıllar boyunca bağıra çağıra “Geliyorum” diyen tehlikenin farkına varmamakta ısrar edenlerin şekillendirdiği siyasi dilin şifrelerini çözün.

İdeolojiniz ne olursa olsun, neye kandınız, neye aldandınız, neye ikna oldunuz ve neyi fark etmediniz... Onlarla ilgilenin.

Bir saraydan yönetilmenin ne anlama geldiği hiç düşünülmeden devam eden şu korkunç düzende...

Bunları merak edin.

Yoksa “Saraya kim gitmiş, sarayda ona neler vaat edilmiş, kim kimin arkasına geçmiş, kim neyin peşine düşmüş” ya da “Saraya biri gitmiş yalanı kimin aklından çıkıp da dillere düşmüş...” Bunları bilmek kaderinizi değiştirmeyecek.

Çünkü daha önce bir sürü gerçekle yüzleştiniz ama başınıza geleni yine de fark etmediniz.

Kaderinizi değiştirecek tek şey farkındalık. Sağır sultanın bile duyduğu, gerçekliği bulanık bir saray ziyaretinin hiçbir tehlikesi yok.

Kimselerin haberi olmayan ne saray ziyaretleri yapılıyor bu evrende.

Kuşlar o ziyaretleri gazetecilere uçurmuyorlar.

Gazeteciler o kuşların kanatlarında dolanmıyor.

O ziyaretleri sizin ruhunuz duymuyor.

Malum bir Çehov reçetesidir. Eğer ilk sahnede duvarda asılı bir silah varsa son sahnede o silah mutlaka patlar.

Eğer bir ülkede, hatta bu dünyada, nerede bir saray varsa birileri o saraylara mutlaka giderler. Ve dünyanın kaderini de asla deşifre olmayan bu ziyaretler belirler.


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020