Hâkim Bey ve jandarma çocuklar

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Dün sabah Murat Sabuncu’nun savunmasını izledim baştan sona.
Kalabalık bir izleyici kitlesiyle...
Hâkimle, savcılarla, avukatlarla, mübaşirlerle, güvenlik görevlileriyle...
Ve bir de genç jandarmalarla birlikte.
Konuşmasının başlarında bir ara hâkime hitaben “Benim kim olduğumu biliyorsunuz” dedi Murat.
Yok” dedi hâkim “Ben bilmiyorum”.
Ve Murat anlattı hâkime kim olduğunu.
Belki duruşma salonunda bir pencere olsa, hâkim başını oraya çevirecek ve sanığı uzaklara bakarak dinleyecekti.
Ve aklından o sırada bambaşka şeyler geçecekti.
Ama pencere yoktu, kapı kapalıydı ve sanık tane tane her şeyi en baştan harfi harfine anlatıyordu.
Hâkim de öğrendi hepimizle birlikte...
Gazeteci kimdir, gazetecilik nedir bu ülkede.
Cumhuriyet’in ilkelerini öğrendi hâkim, Murat’tan.
Haber nasıl yapılır, manşet nasıl atılır, hepsini öğrendi.
Bir gazeteyi kimler yönetir, kararlar nasıl alınır.
Hangi sorumluluklar nasıl bir ciddiyetle taşınır.
Kimlere terörist denir bir gazetede, kimler mağdur olarak anılır.
Cumartesi Anneleri’nin haberi neden illa ve illa yapılır.
Öğrendi hâkim hepsini Murat’tan teker teker.
Belki bir an onun da kendi mesleği geçiverdi aklından.
Hâkim kimdir ve hâkimlik nedir bu ülkede?
Hukukun ilkeleri nelerdir ve bir hukukçu işini yaparken nelere özen gösterir?
Sorumluluklarını düşündü.
Mesleğini layıkıyla yaptığında başına gelebilecekleri...
Tehlikeleri düşündü, tehlikeli ilişkileri.
Suç neye göre tarif edilir, suçlu aslında kime denir?
Sorular sordu kendine gizlice.
Nelere hâkimdir o kürsüde oturan her zaman?
Ve nelere hâkim olamaz kimi zaman?” diye...

***

Bu arada jandarmalar da dinlediler Murat’ı bizimle ve hâkimle birlikte.
Ama jandarmalar ki hepsi gencecik çocuktular, hâkimden farklı olarak bir şey daha öğrendiler;
Duruşmaya ara verildiğinde, aradaki jandarma engeline rağmen sanıklar bizlerle uzaktan el sallaşıp üç beş kelimeyle söyleştiğinde.
O salonda terör örgütüne yardım etti diye tutuklu yargılananlar...
Yakından gördükleri ve seslerini yakından duydukları bu tutsaklar...
Ne teröriste benziyorlardı ne de vatan hainine.
Daha çok münevver birilerine benziyorlardı.
Mesela okulda tanıdıkları vicdanlı bir öğretmene benziyordu hepsi.
Belki ailedeki babacan bir amcaya.
Uzaktan bildikleri iyi birilerine;.
Akıllı birilerine;
Vicdanlı birilerine benziyorlardı.
Sanki...
Devleti yıkmak değil, aksine korumak istiyorlardı.
Ve, tuhaftır, en çok da haklı birilerine benziyorlardı.
O genç çocuklar... O jandarma çocuklar- Sanıklara yakından, çok yakından baktılar.
Ve eminim kürsüdeki o heybetli hâkime ve biat ettikleri şu koca devlete, asla dillendirmeye cesaret edemeyecekleri en tehlikeli soruları gizlice de olsa için için sordular;
O genç çocuklar... O jandarma çocuklar...
Murat’ı ve diğerlerini dinledikten sonra, parçası oldukları sistemi genç zihinlerinde derin bir şüpheyle sorguladılar.  


Yazarın Son Yazıları