Sen gazetecileri öldür; gazetecilik zaten kendiliğinden ölür

25 Ocak 2017 Çarşamba

Dün Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümüydü.
Ondan önce Hrant Dink’in...
Sonra Çetin Emeç’inki gelecek, Bahriye Üçok’un, Sivas katliamının ve diğerlerinin yıldönümleri...
Hiç uyanamadığımız zincirleme bir karabasan gibi.
Tüm yıldönümlerinin üzerinden hep aynı cümlelerle atlayıp geçiyoruz.
“Unutmadık” diyoruz.
“Hesap soracağız” diyoruz.
Ama “Anladık” diyemiyoruz.
“Çözdük” hiç diyemiyoruz.
“Bir daha asla olmayacak” demeye dilimiz varmıyor.
Daha korkunçlarını bekler haldeyiz.
Sabahattin Ali’nin tedirginliğinden havalanan ve yarım asır boyunca omuzdan omuza dolanan;
En son da Hrant Dink’in tedirginliğine konan bir güvercinin yorgun arkadaşlarıyız.
Bu ülke, iktidarı devamlı o güvercine değil o güvercinin peşindeki yırtıcı kuşlara yem verenlere teslim etmesin diye, aynı sözü inatla söylemekteyiz.
Bir nebze bile olsa hâlâ bizim tercihlerimizle belirlenebilen bu sistem, tamamen bağımsız ve tamamen laik olmadıkça hepimiz tehlikedeyiz.
Dilediğimiz kadar hafızalarımızı taze tutalım; unutmayalım.
Dilediğimiz kadar “Hesap soracağız” diye haykıralım;
Aklıyla, sorularıyla, itirazlarıyla, şüpheleriyle ve ikazlarıyla hayatımızın tam merkezinde hâlâ dimdik duran;
Layıkıyla gömmediğimiz, gömemediğimiz o ölülerimiz;
Onca zamana ve onca acıya rağmen bir türlü başımıza toplayamadığımız bir yarım aklın utanç verici nişaneleri.
Nasıl derin ve korkunç bir uykuya daldıysak, bu ülkede neye kast edildiğini anlamamakta hâlâ ısrar ediyoruz.
Zamanında şuursuz bir liberallik rüzgârına kapılıp demokrasi adına laikliği tartışmaya açanlarla hâlâ ama hâlâ boğuşuyoruz.
Zamanında şu an iktidarda olan zihniyeti allayıp pullayıp pazarlayanlar, bugün sanki bunda hiç payları yokmuş gibi, demokrasi elden gidiyor diye ağlaşmaktalar.
Bir yandan da hâlâ Cumhuriyet’i ve kurucularını aynı köksüz ve zamansız hevesle yerden yere vurmaktalar.
Babalarıyla hesabını görememiş yaralı evlatlar gibiler.
Çocukluk travmaları üzerinden yeni travmalar yaratıp kendi yetişkinlik sorumluluklarını hiçe saymaktalar.
Güncel ve ivedi sorunları çözmekte çuvallamamışçasına...
Geçmişin yaraları üzerinden kendi zaaflarını pazarlamaktalar.
Geç gelen adaletle sorunları yok.
Anı yaşıyorlar ve sadece doğru ata oynamayı kolluyorlar.
Kumarda kaybederlerse aşkta kazanacaklarını sanıyorlar.
O noktada ortada aşk meşk kalmayacağını, muhaliflerle birlikte hapse tıkılan onca liberale ve tarikatçıya rağmen inatla anlamıyorlar.
Belki de, ölen öldü, kalan sağlar bizimdir mantığındalar.
Referandumdan evet çıkarsa, ihtiyaç duyulacak güdümlü muhalefet kontenjanına şimdiden adaylıklarını kolluyorlar.
Ve o gün geldiğinde, bugün yazdıkları gazetenin ve zar zor da olsa yapılan gazeteciliğin yerinde yeller eseceğini herkesten daha iyi biliyorlar.
Yeni anayasa yürürlüğe girerse, meydan, evet, muhtemelen onlara ve onlar gibilere kalacak.
Ve o meydanda kocaman harflerle şu yazacak:
Sen önce gazetecileri öldür teker teker.
Sonra gazetecilik kendiliğinden zaten ölür üçer beşer.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

‘Hadi’ ama kime hadi? 11 Haziran 2021