Yetti ama hayır!

18 Kasım 2016 Cuma

Mücadele, sanki şehirde eski bir sokak ismi sadece. Yapılacak referandumun sonuçlarından herkes şimdiden emin. Daha baştan kaybedildiği kabullenilmiş bir savaşa giriyor gibiyiz. Ve bu savaştan sağ çıkılabileceğini akla
zerre kadar getirmiyor hiçbirimiz.
Biz yapılacak seçimlerin ta en baştan beyhude olduğuna ne zaman karar verdik?
Sandıklardan çıkacak sonuçları daha kamuoyu yoklamaları bile yapılmadan bilmeye ne vakit başladık?
Direnmeden kaybetmeye hangi ara ikna olduk?
Cemaate ve iktidara çalışan hâkimler ve savcılar art arda deşifre olduğunda mı?
Gazeteciler ve politikacılar aldatıldık, kandırıldık, pişmanız diye kendilerini ortalara attıklarında mı?
Haziran seçimleri geçersiz sayıldığında mı?
Ardı ardına bombalar patladığında mı?
Hendeklerde çatışmalar başladığında mı?
Akademisyenler işinden olduğunda mı?
Gazeteciler yazarlar tutuklandığında mı?
Dernekler, gazeteler, dergiler kapatıldığında mı?
Milletvekilleri içeri tıkıldığında mı?
Her yere kayyımlar atandığında mı?
O kendini çoban, halkı da koyun ilan ettiğinde mi?
İktidar için her türlü dalavereyi çeviren bir politik ahlakın tepede hâlâ bizi yönetmesine ve yeni seçimlere güle oynaya hazırlanmasına seyirci olmayı kader bilmemize neden olan bu hasarlı bilinci hangi ara bu kadar parlattık?
Yıllar önce tüm dünyada duvarlar yıkıldığında ve sol ideolojilerin içleri kapitalizm tarafından hızla oyulduğunda mı?
Oysa şu an kabullendiğimiz şeyin ne kadar tehlikeli olduğunu kavrayabilecek kadar deneyimimiz var.
Gördük, sustukça kazanmıyoruz; güvende de olmuyoruz.
Sadece her şeyin korkulduğundan da beter olmasına destek veriyoruz.
Hukukun üstünlüğünü, parlamenter rejimin dengelerini, laikliğin gereklerini bir anda elinin tersiyle itip; tüm yetkileri kendinde toplayacak olan bir başkanla;
Yine aynılarını yapıp tüm yetkileri kendinde toplayacak olan bir cumhurbaşkanı arasında sadece yedi harf farkı olduğunu bilecek kadar aklımız mevcut.
Çok değil daha birkaç yıl önce, askeri vesayeti kaldıracak, ülkeye demokrasiyi getirecek, azınlıklara hak ve hürriyetlerini verecek, Kürt sorununu ta kökünden çözecek umuduyla iktidara dışarıdan destek verenlerin, “yetmez ama evet” diyerek de bu desteğe sözüm ona işlevsiz bir şerh iliştirenlerin bile hemen anlayabileceği alenilikte göz göre göre bir kâbusa doğru hızla yuvarlanıyoruz.
Ve kendimizde bu rüzgârı tersine estirecek, bu gidişatı durduracak; haddini çoktan aşan iktidarı alaşağı edebilecek kudreti aramaya bile yeltenmiyoruz.
Ülkeyi karanlıklarla dolu bir darbe girişiminin rüzgârına katan;
Sonra da art arda çıkardığı kanun hükmündeki kararnamelerle sistemi kökünden yıkmaya başlayan iktidarın artık gizlemeye bile ihtiyaç duymadan yeni cemaatlerle el ele kol kola ülkeyi yönetmeye soyunmasını öküz trene bakar gibi izliyoruz.
İktidar karşıdevrime yönelik tüm yasadışı hamleleri kendi sinsi hukukunu kurumsallaştırarak yasallaştırmanın peşinde...
Biz, kaderimize amade.
Bugüne kadar korkmamız gerekenlerden korkmadık.
Korkmamamız gerekenlerden de deli gibi korktuk.
Geldiğimiz nokta aşikâr.
Bundan sonra gideceğimiz nokta da ayan beyan ortada.
Aydınlarımızın da halkın da aklına bir türlü gelmiyor ama...
“Yetti ama hayır” diye bir seçenek de var bu ölümlü dünyada.


Yazarın Son Yazıları

Welcome home Yankee 8 Ocak 2021
Fuhuş bir nedir? 18 Aralık 2020
İfşa ediyorum 11 Aralık 2020