Miyase İlknur

Danışman var danışmandan içerü

02 Mayıs 2020 Cumartesi

Şu Covid-19 denen virüs ne zıkkımsa hepimizi şaşkaloz etti. En azgın liberaller bile hem de kapitalizmin kalelerinde başta sağlık olmak üzere birçok hizmetin devletleştirilmesini istiyor. Tarımda ithalatın son bulması ve yerli tarımın teşvik edilmesi için çözümler öneriyor. Sosyal devletin nimetlerini sayıp döküyor. Hay Allah ne günlere kaldık. Küreselleşme kasırgası başladığından bugüne bu tezleri savunanlarla dalga geçip ne lakaplar takmışlardı oysa.

Bir virüsle hidayete erdiler. Uykudan yeni ayılan bu muhterem cemaate Adnan Hoca gibi “Maşallah maşallah” deyip temennileri için de “İnşallah inşallah” dileğinde bulunalım bari.

Covid-19 belasından sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı konusunda tartışmalar iki farklı eksen üzerinde sürüyor. Bir grup daha özgür, daha adil ve insan odaklı bir dünya düzeninin geleceğini öne sürerken bir grup da daha otoriter, milliyetçi ve popülist liderlerin yöneteceği bir dünyaya hazır olmamız gerektiği konusunda uyarılarda bulunuyor. Başka ülkelerde ne olacağını bilmem ama bizim nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımızı görmemiz için çok da beklememiz gerekmedi. Daha otoriter, daha gerici, daha ceberrut bir devlet düzeninin hâkim olduğu bir ülkede yaşayacağız. Diyeceksiniz ki “Günaydın, sanki virüs öncesinde farklı mıydı ki?” Eh, beterin beteri olduğunu da unutmayalım.

İtiraz eden, sorgulayan, eleştiren herkesin yolu artık savcılığa düşecek bundan böyle. Eleştirdiği konu ne olursa olsun “terörle mücadele” kapsamında sorgulanabileceğinin örneklerini son bir haftada gördük. Muhalif belediyelerden siyasetçilere, gazetecilerden sıradan vatandaşa kadar kimse kendini güvende hissetmesin bundan böyle.

AKP kendini aştı

Otoriterleşme konusunda AKP kendini bile aştı. Büyükşehirler muhalefete geçmeden önce ister iktidar ister muhalefetten olsun bütün belediyeler toplu iftar yemekleri, ramazan kolileri, sene boyunca hizmet veren aşevleri için bağış toplayabilirken virüsten sonra “Bi dakika, muhalif belediye isen bunu yapamazsınız” diyerek yasak getirildi.

İktidardaki partinin bakanları, Erdoğan’ın ailesi, üst düzey bürokratlar hakkında ne yolsuzluk, usulsüzlük haberleri yaptık da gündem olmadı ama iletişim danışmanının pergolasını haber yapınca yer yerinden oynadı. Aman Allahım topa girmeyen medya mensubu kalmadı. Tamam anladık tepki göstermek zorundaydılar, aksi takdirde Cumhurbaşkanı uçağına bir daha kabul edilmeme riskleri vardı. Ayrıca sarı basın kartlarımızın onaylanması da muhteremin onayından geçiyor. Maazallah kızarsa basın kartlarını bile iptal edebilir. Gazetelerin BİK’ten (Basın İlan Kurumu) ilan destekleri kesilebilirdi ama ya trol ordusu? AKP’nin diğer bakanları, diğer bürokratları için troller bu kadar çalıştırılmamıştı. Fahrettin Altun için trol hesaplarının kullanıcıları geceler boyu fazla mesai yaptılar. İnşallah fazla mesaileri ödeniyordur.

Ya bu kadar kaçak yapı varken bir pergolanın ne önemi var ki?” denilse anlaşılabilir bir durum. Ama öyle değil, terör örgütülerine hedef göstermekten tutun da komşu türkücüye yönelik eleştiriler için kopan yaygaraya kadar milli meselemiz oldu pergola konusu.

Terör örgütleri, İletişim Başkanı’nı ne diye hedef alacaklarmış anlamadım. Sonuçta bir bürokrat. Emniyet ve istihbarat kurumlarındaki bürokratlar dışında hangi bürokrat bugüne kadar hedef olmuş ki?

Altun’un Kuzu’dan farkı

Size birkaç yıl öncesinden yaşadığım bir olayı aktarayım: Eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın iki ayrı sitedeki dairelerini haberleştirip “Bürokrat maaşıyla bu evleri nasıl aldın” diye sormuştum. Cerrah, her medeni insan gibi arayıp nasıl aldığını anlattı. Ben de ikna olmadığımı söyledim. Sonra da “Bu arada evimin adresini de vermişsiniz, teröristler için kolaylık olacak” diye gülerek takıldı. Ben de dairesinin bulunduğu bloku, kapı numarasını dahil her şeyi bilmeme rağmen sadece site adı verdiğimi, başka türlü haberin unsurlarının eksik kalacağını söyledim. Ne bir atarlanma ne bir tehdit. Kaldı ki Cerrah, Emniyetçi olarak teröristlerin daha hedefinde olabilecek bir isimdi.

Demek ki Altun da Diyanet İşleri Başkanı gibi devletin bizatihi kendisiymiş. Zavallı Burhan Kuzu o da danışmanım diye hava atıyor. Hem de Başdanışman. Onun hakkında daha ağır haberler yaptık. Ama ne troller ne yandaş basın kılını kıpırdattı.


Yazarın Son Yazıları

CHP’nin toyu 25 Temmuz 2020
Fethedilmişi fethetmek 18 Temmuz 2020
Tek umut Abdullah Gül 11 Temmuz 2020
OHAL’de dans 6 Haziran 2020
Aknoz Paşa kafası 31 Mayıs 2020
Darbelerden darbe beğen 30 Mayıs 2020
Sevabına swap 23 Mayıs 2020
Darbeleme 9 Mayıs 2020