15 Temmuz’un  rejimi: Şahsımcılık!

15 Temmuz 2021 Perşembe

O karanlık ve alçak gecenin beşinci yılındayız. O gece tam aydınlanmadı ama o gece üzerinden her türlü siyaset devam ediyor.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan her şeyi anlatmadığı sürece o geceye ilişkin soru işaretlerinin yanıtı, öngörülere, gelişmelerin yankılarına göre verilecek.

O geceye ilişkin TBMM de sorumluluk alıp bir komisyon kurdu, kalınca bir rapor hazırladı. Ne yazık ki o rapor kayıp!

Rapor Meclis Başkanlığı’na verildi, sonra kayboldu! Sadece bu durum bile o geceye ilişkin tahmin yürütmeyi sağlar!

O gecenin bir başka ilginç hattı da Türkiye ile ABD arasındaki telefon trafiği. Zira ABD’nin darbenin ilk saatlerindeki yaklaşımı şuydu:

- Tarafları sağduyuya davet ediyoruz!

Bunun anlamı çatallı. Bir yorum şu:

ABD her iki tarafla da diyalog kurup “Kazananı destekleyelim” dedi.

Bize göre öyle değil, şöyle:

- İki tarafı da “ben kazanacağım” duygusunda tutalım. Güçler birbirine yakın olsun. İki taraf da kazanamasın. İş, iç savaşa kadar gitsin!

Buna Türkiye’nin toplam gücü ve sağduyusu izin vermedi! Herhangi bir kişi ya da kurum değil.

***

Yeniden altını çizelim: O gecenin peşini bırakmayacağız.

O geceden sonra ne oldu?

Bugünkü rejim oldu!

Erdoğan yıllarca başkanlık sistemini kendi tabanına bile anlatamadı. Toplumun yüzde 70’i kesinlikle karşıydı. Kalanı da ayrıntıyı bilmek istiyordu. Ancak 15 Temmuz sonrası gibi bir şok ortamında bu dayatılabilirdi.

Öyle oldu. Bahçeli’nin açtığı yol, giderek genişletildi.

Türkiye’nin onlarca, yüzlerce yıllık demokrasi birikimi adeta tüketildi.

15 Temmuz’un ardından 20 Temmuz’da getirilen olağanüstü halin (OHAL) beşinci yılda, üç yıl daha uzatılması 15 Temmuz’un sonuçlarının devam ettiğini gösteriyor.

Geçmişte darbe dönemlerinin yoğunlaştırılmış OHAL’i bile bu kadar uzun hüküm sürmedi.

Meclis’in devre dışı bırakıldığı, denetim mekanizmalarının yok edildiği, her şeyin tepedeki bir kişinin iki dudağı arasına sıkıştığı bu sisteme ne ad vereceğiz?

Yakın geçmişte birkaç önerimiz olmuştu. Erdoğan’ın, “Fransa, Almanya, İngiltere ve şahsım bir araya geldik” sözünden hareketle “şahsım rejimi” çok uygun düştü. Devamında “şahsımokrasi” ya da “şahsımrasi” tanımları durumu daha anlatılabilir hale getirdi.

Ne var ki, bunlar da işin cılkının çıktığını tam anlatmıyor. Belki de şu daha uygun:

Şahsımcılık!

Zira en tepedeki şahsımın yanı sıra altta da irili ufaklı şahsımlar oluştu. Onların da altında, etrafında şahsımcıklar var. Aslında bu şahsımcıklar, tosuncuklardan da öte. Her birinin ayrı nüfuz alanı var. Bazen biri ötekinin sahasına giriyor, cıngar çıkıyor. Hepsi birden devletin üstünde tepinip payını istiyor.

***

Bu böyle devam edebilir mi?

Ortada bir düzen olsa bu soruya yanıt verilebilir ama düzen yok. Türkiye’de siyaset “liderci” bir anlayışla yapılıyor. Ancak şahsımcılık “liderci” bir anlayış değil. Ben yaptım oldu! Hepsi bu!

Erdoğan ayakta durmak için iki şey yapmak zorunda:

Ya çözüm üretecek ya sorun üretecek!

Ekonomiden iç barışa çözüm üretme gücünü yitirdi. Çıkış yolu, sorun üretmek!

Karşılaştığı bir sorunu aşmak için daha büyüğünü üretiyor, oluyor bitiyor... Toplum onunla uğraşırken önceki unutuluyor. 

15 Temmuz’un beşinci yılında güncel soru işaretlerini bir araya getirince ortaya şu çıkıyor:

O gece devam ediyor!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları