Böl-parçala-dağıt!

05 Mayıs 2022 Perşembe

Erdoğan’ın mart, nisan ve mayıs ayı Suriyeliler görüşü tamam. Haziran merakla bekleniyor!

Martta, “Göndermeyeceğiz” dedi.

Nisanda, “Gönüllü ve onurlu göndereceğiz” dedi.

Mayısta, “Ev yaptıkça yollayacağız” dedi.

3 Mayıs’ta İdlib’de yapılan briket evler açılış töreninde video ile konuşan Erdoğan, 1 milyon Suriyeliyi gönüllü olarak ülkelerine göndermek için plan yapıldığını açıkladı. 

Bu, resmi sayının dörtte, gerçeğin sekizde biri demek. Ancak gerçek başka!  

Tablo şu:

Türkiye yönetimi Suriye’ye giriyor. Binlerce ev, bunlara karşılık gelecek okul, hastane benzeri altyapı inşa ediyor. Suriyelileri buraya yerleştiriyor!

Evler iki oda, mutfak, banyo, tuvalet, avlu toplam 39 metrekare. Toplam 50 bin ev hedefleniyor. Buraya Türkiye içinde ve sınır bölgelerinde çadırda, kampta kalanlar yerleştiriliyor. Yani, büyük kentlerimize yerleşmiş olanlardan giden yok ya da çok az.

***

Erdoğan’ın açıklaması, Türkiye’de Suriyeliler başta olmak üzere sığınmacı ve benzer statüde olanlara ilişkin negatif haberlerin arttığı bir döneme karşılık geldi. 

Toplumda derin bir enerji birikimi var. 

21 Nisan’daki “On-ur’lu dönüş” başlıklı yazımıza gelen mesajlar ayrı bir yazı konusu olacak yoğunluktaydı.

Kimi sığınmacıların yurttaşlarımızı gerecek tavırlar içinde olduğuna ilişkin haberlerle birlikte son durumu değerlendirelim...

Türkiye’de iç çatışma için her yol denendi. 

Türk-Kürt çatışması denediler olmadı. Terör örgütünden medet umanların hevesi kursaklarında.

Sağ-sol çatışması denediler olmadı. İki taraf yıllar içinde gerçeğin aynasında yan yana geldi. 

Laik-antilaik çatışması denediler olmadı. Dini vicdandan çıkarıp cüzdana, sandığa koyanlar, çatışma yaratma anlamında toplumun sağduyu duvarına çarptı. 

Alevi-Sünni çatışması denediler olmadı. 2 Temmuz Madımak, 5 Temmuz Başbağlar alçaklıkları bile barış içinde yaşama istemini lekeleyemedi. 

Bütün bunların ardından matematiksel bakışla sormadan edemiyoruz:

Sıra yurttaş-sığınmacı çatışmasında mı?

Anadolu ne olursa olsun bir arada yaşama kültürüne sahip. 2 milyon ailede eşler farklı etnik ve dini kökendense bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Şimdi sanki sığınmacılar üzerinden bir deneme söz konusu. Toplumu geren kimi olaylar provokasyon kokuyor.

***

Göç sorunu ile karşı karşıya kalan ülkelerin durumu üç ana başlıktadır:

Göç alan ülkeler, göç veren ülkeler, göç yolu üzerindeki ülkeler.

Türkiye, bu üç özelliği de taşıyan neredeyse tek ülke. 

İktidarın tutumu bu sorunu çözer değil, adeta büyütür nitelikte oldu. Buna küresel aktörlerin bölgesel hedeflerini de ekleyince iş daha da karmaşık hale geldi. 

Çözüm, Suriye’ye girip AB parasıyla briket ev yapmak değil. 

Çözüm, Suriye ile barış içinde yan yana yaşamayı başarmak. 

İktidarın bu arayışa girdiğini biliyoruz. Bunu öncelemek gerekli. Emperyalizmin 20. yüzyıl politikası şuydu:

Böl-parçala-yönet.

İş daha da vahşileşti:

Böl-parçala-dağıt...

Necef’ten Saraybosna’ya, Güney Afrika’dan Nikaragua’ya iç çatışmanın yaşandığı coğrafyaları görmüş, yazmış bir kişi olarak sesleniyoruz:

Eyy ikti-dardakiler, bu sorunu yönetmeyi değil, çözmeyi hedefleyin. Hele kullanmayı hiç düşünmeyin.

Bu topraklarda iç barışın bölgede barıştan geçtiğini unutmayın.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Seçim güvenliği! 13 Ağustos 2022
Türkiye’nin y-önü! 11 Ağustos 2022