Çekilin!..

15 Haziran 2021 Salı

Cumartesi akşamı Ankara’da geniş katılımlı, büyük bir meydan açılışı vardı. Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, Batıkent’in merkezine Murat Karayalçın adını vermişti. Vefa demek ki sadece İstanbul’da bir semtin adı değil, aynı zamanda Ankara’da büyük bir meydanın adı!

Kalabalıkları özlemişiz. Ankaralılar salgına dikkat ederek, böylesi buluşmaları özleyerek gelmişti. 

Karayalçın, inandıklarını aşkla anlatma duygusuyla, verilerle Batıkent’in öyküsünü paylaştı.

Meydan, bir bakıma Millet İttifakı’nın buluşmasıydı. Her kesimden temsilci vardı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da bu birleştiriciliğe önemli katkı yaptığını yerinde gördük. 

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında ise tek sözcüklü bir başlık vardı:

“Çekilin!...”

***

Yeri geldikçe vurgularız, bazen her şeyi bir ya da birkaç sözcük anlatır. Siyasi tarihimiz bunun örnekleriyle doludur. Doğruluğu yanlışlığı bir yana yığınları harekete geçirmek, onların özlemlerine seslenmek sloganlarla olur. 

1950’de Menderes, “Yeter, söz milletin!” sloganıyla tek başına iktidara geldi. 1960’larda Demirel, toplumdaki kalkınma istemini yakaladı, “Büyük Türkiye” ile geldi. 1970’lerde Ecevit kalkınmanın meyvelerinin eşit paylaşılması arzusunu yakaladı, “Ne ezen ne ezilen, insanca hakça düzen” sloganıyla iktidara geldi. 1980’lerde Özal, Yunanistan’dan Suriye’ye çevre ülkelerde renkli televizyon varken Türkiye’de hâlâ siyah-beyaz olmasından başlayıp “Çağ atlayacağız” vaadiyle tek başına iktidar oldu.

İktidarlar, kötü yönetimin, güç zehirlenmesinin getirdiği olumsuzlukları görmezden gelip hiç gitmemenin yollarını aramaya başladığında da muhalefet, meşruiyetin dışına çıkmadan mücadele etmenin yöntemlerini aradı. Bunun da pek çok örneği var. Demirel, 1980’lerin sonunda Özal’a karşı yönelen tepkiyi, “İndireceğiz”, “İn oradan” sloganıyla enerjiye çevirdi.

Bugün geçmişle karşılaştırılmayacak bir durumla karşı karşıyayız. Çok eleştirdiğimiz Özal bile devlet kurumlarına ve Cumhuriyet değerlerine saygıda, bugünkü iktidarın yanında zemzem suyuyla yıkanmış kalır. 

Gözü doymayan bir anlayışla karşı karşıyayız...

İktidarda kalmak için akla gelen gelmeyen her şeyi göze alan bir anlayışla karşı karşıyayız...

Toplumu birleştirmekten değil, ayrıştırıp taraftarlarının “karşıya saldırmasından” güç alan bir anlayışla karşı karşıyayız...

Türkiye’nin çıkarlarıyla partisinin çıkarları çelişince gözünü kırpmadan, “önce ben” diyen bir anlayışla karşı karşıyayız...

***

Erdoğan geçen çarşamba partisinin grup toplantısında açları muhalefete havale etti. Sedat Peker’in iddialarını “Bunlarla uğraşacak zamanım yok” deyip kenara itti. Halka ve partililere de 7 Haziran 2015 sürecini anımsattı. 7 Haziran seçimlerinde AKP iktidardan düşmüştü. Erdoğan, seçim sonuçlarını beğenmedi. 1 Kasım’da yenilendi. O dört aylık dilimde 500’e yakın yurttaşın öldüğü terör olayları yaşandı.

Kılıçdaroğlu, cumartesi akşamı dedi ki:

“Çekilin, biz açları doyururuz!”

Açlık sadece karın açlığı değil ki!

Özgürlüğe açlık...

Hukuka açlık...

Huzura açlık...

Kılıçdaroğlu’nun “çekilin” çağrısı toplumsal bir isteme dönüşür mü?

Dönüşebilir... Toplumda bu yöne giden bir enerji birikiyor. 

Erdoğan böyle bir çağrıya umursamaz bir karşılık verebilir. Şöyle diyebilir:

“Çekildim... 90 kiloyum!”

Ancak giderek derinleşen çelişkiler, halkın açlık sınırına karşılık gelen paraların AKP bürokratlarının harçlık sınırının bile altında kalması, toplumda yer ediyor.

Milletle ve meşruiyetle yürümek...

Bütün mesele milletin özlemine tercüman olmak.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları