Devlet çarkı kırılınca...

27 Ocak 2022 Perşembe

Bir haftadır Türkiye’nin dörtte üçünü etkileyen yoğun kar yağışının sonuçlarını yaşıyoruz. 

Geçen gün Karayolları Genel Müdürlüğü’nün (KGM) kapalı yollar listesine baktık, başta İstanbul - Ankara TEM otoyolu ile Karaman - Konya - Ankara yolunu gördük, uzayan listenin sonuna kadar gidemedik. Bir haftada 52 ilde okullar tatil edildi. 

En çok konuşulan il ise İstanbul oldu. Genellikle öyleydik, Anadolu’da tüm yolların kapanması haberiyle Boğaz’da vapur trafiğinin durması yan yana gelse hep ikincisi öne çıkar.

Son kar felaketi daha farklı gündeme geldi. İktidar işin merkezine Ekrem İmamoğlu’nu oturttu. Bir yandan başarısız olması için her türlü kısıntıyı yapacaksın bir yandan da attığı en küçük farklı yorumlanabilecek adımı deve yapacaksın...

Günlerdir bunu yaşıyoruz.

Sonuçta İstanbul’un yaşadığı sıkıntı üç parçalı:

Merkezi yönetim, büyükşehir ve ilçe belediyeleri...

Böyle bir felakette birlikte çalışmaya mecburlar.

Birlikte çalışmaları gerekir demiyoruz, “mecburlar” diyoruz. Tıpkı zincirin halkaları gibi. Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Oradan koptu mu öteki halkalar ne kadar güçlü olursa olsun, zincir kopmuştur. İşlevi bitmiştir.

Saray, İstanbul’da bu zincirin kopması için var gücüyle bastırıyor. Sonuçta olan İstanbulluya oluyor. İstanbul Havaalanı’nda yaşanan rezaletler ise hem iktidarın 19 yıllık anlayışını özetliyor hem de Türkiye’yi dünyaya rezil ediyor.

***

Yaşadıklarımızın özü devlet çarkının kırılmasıdır. İlle her şey bizim olacak diye mevcutları tüketip yerine bir şey koyamadılar.

Böylesi felaketler karşısında devletin tüm kurumlarını bir araya getiren mekanizmalar vardı. Bunlardan biri EMASYA diye adlandırılan, “Emniyet - Asayiş - Yardımlaşma” protokolü idi. Bu 2010 yılında kaldırıldı, yerine bir şey de konmadı.

Konu geçen yaz yaşadığımız orman yangını ve sel felaketinde de gündeme gelmişti. 28 Temmuz 2021’de Ege ve Akdeniz illerimizde başlayan orman yangınları kısa sürede Şırnak’a kadar uzanmış, yüz binlerce hektar orman yanmıştı. Sekiz kişi ve binlerce hayvan ölmüştü. O acı günlerde bile iktidar yangın söndürme uçaklarının olmamasını bir kenara koyup belediyelerin sorumluluğunu öne çıkarmıştı. 

Hemen ardından 11 Ağustos’ta Karadeniz’de başlayan sel felaketi de 82 insanın, binlerce hayvanın ölümüne neden olmuştu. 

Gerek yangın gerekse sel felaketlerinde yine devlet kurumları ile yerel yönetimler arasındaki kopukluk günlerce konuşulmuştu. Anayasamıza göre devlet kurumları arasındaki dengeleri gözetmekten sorumlu makam, ayrımcılığın başını çekmişti.

Yine aynı durumla karşı karşıyayız. İstanbul seçimlerini kaybetmenin acısını bir metrelik kar bile örtemiyor!

***

Yukarıdaki örneklere koronavirüs salgınını da eklemek mümkün. 11 Mart 2020’de Türkiye’yi de etkisi altına aldığı resmen açıklanan salgından sonra başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere yerel yönetimler de devreye girdi. Dayanışma kampanyaları başlattılar. Ancak 30 Mart günü Saray’ın talimatı, Soylu’nun uygulamasıyla belediyeler devre dışı bırakıldı.

Büyüteci Saray yönetimine odaklarsak kopukluk genel - yerel ayrımının da ötesinde. Devletin bütün çarkları arasındaki bağlantılar kopuk. Meclis’le bakanlar, bakanlar arasındaki bağlar ve bakanla bakanlık yönetimi arasındaki halkalar kopuk.

Felaketleri konuşuyoruz ama en büyük felaket bu aslında:

Devlet çarkı kırıldı!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Değişim geliyor ama... 26 Mayıs 2022
NATO savaş NATO gerilim! 25 Mayıs 2022