Fatih Hoca’nın Acısını Paylaşırken

20 Ekim 2012 Cumartesi
\n

Hapiste insanın bir arzusu oradan sağlıklı çıkmaksa, öteki arzusu da şudur:

\n

Bütün sevdiklerini sağlıklı bulmak.

\n\n\n

O yüzden haftalık görüşlerde ilk soru şu olur:

\n

Herkes sağlıklı değil mi?

\n

Silivri davalarında, artık uzun tutukluluk kavramını da eskitip peşin cezalandırmaya dönüşen hapislik, ölüm acısını da esaretin bir parçası haline getirdi.

\n

Ağustos ayı sonunda Yarbay Mustafa Dönmezin oğlu Alp, trafik kazası sonucu yaşamını yitirmişti. Dönmeze acı haberi vermek ve acıyı paylaşmak, duruşma salonunda tutuklu sanıklara düşmüştü. Dönmezin acısını paylaşan herkesin gözlerinde aynı kaderi yaşama endişesinin izleri vardı.

\n

O gün Dönmezle en yakından ilgilenen, aynı zamanda bir doktor olarak nabzını tutup kontrol eden Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu idi. Fatih Hoca, mahkeme cenazeye gidiş izni verene dek Dönmezin yanından ayrılmadı, sonradan gelen acil sağlık görevlileriyle adeta bir hastanedeymiş gibi, yapılması gerekenleri konuştu.

\n

***

\n

14 Ekim Pazar günü saat 17.00ye doğru hemen yanımızdaki Prof. Yalçın Küçük, Fatih Hoca ve Mehmet Perinçekin kaldığı koğuştan yürek burkan bir feryat geldi. Onca duvara, demire karşın acı haber, hapiste de tez yayılır.

\n

Fatih Hoca, oğlu Emiri kaybetmişti.

\n

Tuncayla ben donakaldık.

\n

Üst koğuşumuzda kalan, sadece seslerini duyabildiğimiz Serdar Öztürk, Durmuş Ali Özoğlu, İbrahim Özcanın ayak seslerini işittik. Ne oldu diye bağırıp, demir parmaklıklı, tel örgülü havalandırma penceresine koştular. Haberi alınca derin bir sessizliğe gömüldüler.

\n

Fatih Hocanın bulutları dağıtan sesine, demir kapının şangırtısı zincirlendi. Ayak seslerinden 3-4 infaz koruma memurunun hızla Fatih Hocaların koğuşuna geldiğini hissettik.

\n

Kardeşleri mahkemeden izin almaya çalışırken Fatih Hoca acı haberi televizyonda altyazıdan öğrenmişti.

\n

İnfaz koruma memurları Fatih Hocayı götürürken, Yalçın Hocanın duvarlardan sızan sesini duyduk:

\n

Acımız büyük çocuklar...

\n

Fatih Hocayla tutukluluğunun ilk 2 ayını aynı koğuşta geçirdik. Aile görüşlerimiz ortaktı. Eşi, iki oğlu ve annesi bir yumak gibi olurdu.

\n

Koğuşta doğal olarak hayatlarımızı da anlattık birbirimize. Fatih Hoca, tıp fakültesi öğrencisi iken CHP Kahramanmaraş Senatörü olan babası Hilmi Soydanı, bir terör saldırısı sonucu yitirmiş. 12 Eylül öncesinde pek çok eve düşen ateş, Fatih Hocanın evine de düşmüş.

\n

Fatih Hocaya sadece babasının yasını tutmak yetmemiş, onun adını da soyadı yapmış.

\n

24 yaşındayken babasını kaybeden Fatih Hoca, 21 yaşındaki oğlu Emiri toprağa verdi.

\n

Babası teröre kurban...

\n

Oğlu trafik terörüne kurban...

\n

Kendisi yargı terörünün kıskacında...

\n

Geçmişiyle, bugünüyle Türkiye gerçeğini özetleyen bir aile fotoğrafı.

\n

Fatih Hoca çok zorlu, bir o kadar da sorumlu bir konumda.

\n

Kabul ederse bizler de kardeşiyiz, binlerce öğrencisi, yani çocuğu var. Sürdürmekte olduğu onurlu yaşam mücadelesinin anlamı daha da büyüdü. Kendisine yakışan bütün giysileri gibi acıyı da üzerinde taşıyıp, daha yaşanılası bir Türkiye mücadelesini bırakmamak durumunda. Bu anlamda sorumluluğu daha da arttı.

\n

***

\n

Anadoluda ölüm üzerine söylenen onlarca sözden biri şudur:

\n

Allah, sıralı ölüm versin.

\n

Ama ölüm öyle gelmiyor. Kuşak sırası dinlemiyor.

\n

Neylesek Fatih Hocanın acısını dindirmemiz olanaksız. Ancak onu yakan ateşin hepimizi kavurduğunu da paylaşmak isteriz.

\n

Yunus Emrenin dediği gibi:

\n

Hiç bilmeyiz kimde sıra

\n

Aramızda gezer ölüm.

\n

Halkı bostan eylemiş

\n

İstediğini seçer ölüm.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Hukuksal soykırım! 18 Ekim 2020
Bütöv Azerbaycan! 30 Eylül 2020