Gezi’nin 7. yılı kutlu olsun…

31 Mayıs 2020 Pazar

Bundan tam yedi yıl önce 31 Mayıs 2013’te günlerden cuma idi. Silivri Cezaevi içindeki spor salonundan bozma duruşma salonunda hukuksuz yargılamalar zinciri bugünkü gibi devam ediyordu. O gün avukatlar, “Taksim kıyamet gibi” diyordu. Taksim’deki Gezi Parkı’nın 30 bin metrekareye yakın bölümüne Topçu Kışlası yapılmasına, parkın kıyılmasına karşı çıkanlar üç gün önce bir araya gelmişler, bir daha ayrılmamışlardı. Bu buluşma Ankara, İzmir başta olmak üzere Anadolu’ya da yayılıyordu. Dönemin Başbakanı Erdoğan diyaloğa kapalı, “Ne yaparlarsa yapsınlar oraya Topçu Kışlasını yapacağız” diyordu.

Gelen haberler, eylemin genel bir toplumsal buluşmaya, ses yükseltmeye, her anlamda özgürlük istemini haykırmaya dönüşebileceği yönündeydi. Ortak slogan bunu doğruluyordu:

Her yer Taksim her yer direniş!

Biz tutuklu mahpuslar, bir eylemin üç gün boyunca devam etmesinin önemli olduğunu konuşurken kendi aramızda şu saptamayı yapmıştık: “Bugün cuma… Eğer pazartesiye kadar sürerse toplum korku duvarını yıktı demektir…

***

28 Mayıs 2013’te Taksim’de başlayan Gezi Direnişi ağustos ayı sonuna kadar devam etti. İçişleri Bakanlığı kayıtlarına göre Bayburt ve Bingöl dışında tüm illere yayıldı. İktidardan aldığı talimat ve güçle, güvenlik güçlerinin buna yanıtı sert oldu. 2 Haziran Pazar günü İstanbul 1 Mayıs Mahallesi’nde 19 yaşındaki Mehmet Ayvalıtaş’ın yürüyüş sırasında ölümüyle başlayan acı haberler Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan, Burak Can Karamanoğlu, Mehmet İstif, İrfan Tuna, Selim Önder, Zeynep Eryaşar, Serdar Kadakol ile devam etti. Polisler Mustafa Sarı ve Ahmet Küçüktağ’da olaylar sırasında şehit olanlar arasındaydı.

Ölümlerin yanı sıra 10 kişinin gözünü kaybetmesi, 9 binden fazla yaralı, 5 bin aşkın gözaltı da katılımları engelleyemedi. Gezi Direnişi’ne katılanlar için “gençlik hareketi” denemez. Her yaştan, her meslekten insan vardı. “İnsan heyecanları kadar gençtir” sözünden hareket edersek, her yaştan genç vardı. Bir avukat Taksim’i şöyle anlatmıştı:

Eşim ve 22 yaşındaki kızımla gittik. Saatlerce oradaydık. Akşam eve döneceğiz… Kızım, ‘Ben burada kalmak istiyorum’ dedi. Hayatta kızımı gece kalması için parka bırakacağım aklıma gelmezdi…

Zaman zaman yaşanan provokasyonlar, güvenlik güçlerinin şiddet kullanımı dışında tamamen barışçıl içerikli buluşmalar yaz akşamlarında parklarda devam etti. Park meclisleri oluştu.

Gezi, kendi içinden bir lider çıkarmadı… Böyle bir arayış da olmadı…

Gezi, bir siyasi partiyi iktidara taşımaya yönelik hedef gütmedi, nasıl bir Türkiye istediğini tarif etti… Bu tarifte kucaklanacak kesim ayrımı yoktu…

Gezi’den birkaç ay sonra Gezi hakkında çıkan kitap sayısı 40’ı geçmişti. Zamanla 50’yi de geçti…

Gezi’nin en büyük gücü mizahtı. Nadreddin Hoca’nın torunları oradaydı. Erdoğan, “İki ayyaş” sözünü o günlerde söylemişti. Taksim duvarlarından birinde şu yazılıydı: “Alkolü yasakladın, millet ayıldı!

Gezi, büyük bir birleştirici iklim oluşturdu. Üç ezeli rakip Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’ın taraftarları, “İstanbul United” (Birleşik İstanbul) bayrağı yapıp üç takımın amblemini iç içe geçirdiler.

***

İktidar bu büyük buluşmadan çok sayıda dava üretti. Bunların büyük bölümü beraatla sonuçlandı. Bazıları sürüyor. Ancak iddianamelerde Gezi’nin doğası gereği suç unsuru olarak görülebilecek bir şey yok.

İktidar Gezi’den suç üretmeye çalıştıkça, Gezi bir “dava” haline geliyor.

Bilgisayar başından kalkmaz” denilen gençlerin kent meydanlarından kalkmaz oluşu, “dünya yıkılsa milletin umurunda olmaz” diyenlerin biber gazına meydan okuyuşu ne kararnamelerle yok edilir ne karalamalarla…

Milyonlar nasıl bir Türkiye istediklerini ancak bu kadar barışçıl ifade edebilirdi.

Yedinci yıl kutlu olsun!


Yazarın Son Yazıları

B-rezilya! 17 Haziran 2020