Göçler tarihin  motorudur...

29 Temmuz 2021 Perşembe

Suriye’den sonra Afgan göç dalgasına da Türkiye’nin sınır kapılarını açan iktidar, bu politikasını saklamaktan vazgeçmiş görünüyor. 

Türkiye’nin giderek iç yapısını pek çok açıdan etkileyen sığınmacıların nereye evrileceğini şu aşamada kestirmek güç. Bu gidişle bir gün Suriye’nin sorunları bitebilir ama Türkiye’nin Suriyeliler sorunu bitmez. Gidiş, aynı yorumu Afganistan için de yapmak zorunda kalacağımızı gösteriyor.

Kitlesel göçlerin tarihsel boyutuna ilişkin bazı bilgileri paylaşıp güncele dönelim...

19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında bütün kıtaların kaderini göçler belirledi. 1821-1924 arasında Avrupa’dan öteki kıtalara 55 milyon kişi göç etti. 34 milyonu Amerika’ya giderek bu kıtayı büyük ölçüde kendileştirdi. 

1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması’nın ciddi sonuçlarından biri 500 bin Kırım Tatarının Anadolu’ya göçü oldu. O süreçte başlayan Kafkas göçü, 20. yüzyılın başına kadar sürdü. 

1912’de başlayan Balkan Savaşları, Anadolu’ya 4 milyona göç olarak yansıdı. Her göçte yola çıkanların yarısı menzile ulaştı.

Bunca göçe karşın 1912-22 arasında Anadolu’nun nüfusu 17 milyondan 12 milyona düştü. 

Birinci Dünya Savaşı’nda en büyük nüfus kaybı yüzde 30’la Anadolu’da yaşandı. 

İki göç bir yangın eder, denir. Bütün bu yangınların ardından Cumhuriyeti kurduk. Mustafa Kemal Atatürk gerek kuruluş sürecinde gerekse devamındaki devrimler sırasında nüfus hareketlerini de stratejik bir bakışla yönetti. Örneğin, Hatay’ın anavatana katılmasında verilen çok yönlü mücadelenin bir boyutu da referandum için bölge nüfusunun dengelenmesidir.

***

Bugün yukarıda aktardıklarımızdan çok farklı ama özü devlet ve toplum yapısını etkileyecek bir göçler dalgası ile karşı karşıyayız.

Suriye Türkiye’ye Girdi, Göç Dalgası” başlıklı kitabı yazmak için işe koyulduğumda bir belgeye ulaştım. Belgenin başlığı şuydu:

Uyum Strateji Belgesi ve Ulusal Eylem Planı 2018-2023.

Belgeyi Göç İdaresi Genel Müdürlüğü hazırlamıştı. 2019’daki genel müdürü Abdullah Ayaz’la Yenimahalle’deki genel müdürlük binasında belgeyi konuştuk. Ana hedef, Suriyelilerin, bu topraklarda yaşayan insanları tedirgin etmeden Türkiye’ye uyumunun sağlanmasıydı. Bunun için eğitimden sağlığa, çalışma yaşamından dine her alanda planlar yapılmıştı. Ancak belge kamuoyuna açıklanmadı. Ayaz’a bunun nedenini sorduğumda şu yanıtı verdi:

Ben kurum olarak sorumluluğumu yerine getiriyorum. Bu kısmına siyasiler karar verir.

Suriyelilerin uyumu için 2023’ün hedef seçilmesi de bir başka dikkat çekici konu. Belgeye göre en büyük sorumluluk Diyanet İşleri Başkanlığı’nın. Eğitimde bile koordinasyon buraya verilmiş. 

Salt bu belgeden yola çıkarak bile şunu söylemek mümkün:

İktidar, Suriyelilerin Türkiye’de kalıcı olmasını sağlarken bundan siyasal çıkar da sağlamak üzere bir plan hazırlamış!

Bu planın ne ölçüde yaşama geçmekte olduğunu ayrıca araştırmak gerek.

Suriyeliler üzerine gelen Afganların sayısı için de 2 milyona kadar çıkan tahminler var. 

Sığınmacıların hangi koşullarda Türkiye’de yaşadığına ilişkin araştırmaların ortak paydası şu:

Tam bir insanlık dramı!

Bir yanda 21. yüzyılın yüz karası zorunlu göçler bir yanda bundan siyasal, ekonomik sonuçlar bekleyen iktidarlar.

***

İşte tam bu ikilemin ortasına iki AKP’li Yasin Aktay ve Mehmet Özhaseki’nin açıklamaları geldi. Diyorlar ki:

- Suriyeliler olmasa ekonomi çöker.

- Pek çok sanayi bölgesini sığınmacılar ayakta tutuyor.

Daha ne desinler?

Olayın dalga dalga bilinen önemli bir boyutunu iktidar ağzından dile getirdiler.

Türkiye’de asgari ücret sadece üç Avrupa ülkesinden yüksek. Onlar da Sırbistan, Bulgaristan, Arnavutluk.

2 bin 825 lira 90 kuruş asgari ücretin yarısına 30 gün çalışan sığınmacı bulmanın müjdesini veriyorlar. Son AB zirvesinde de Türkiye ile ilgili sadece bir paragraf vardı. O da sığınmacıları kabul teşekkürüydü.

AB, Türkiye’yi kutluyor, sığınmacıları hangi koşulda olursa olsun tuttuğu için. Türkiye’de iktidar da onlar üzerinden her türlü pazarlığı, ticareti ve üretimi yapıyor.

Hangi koşullarda?

18. yüzyıl vahşi kapitalizminin köleci düzeni ile.

Göçlerle Türkiye, insanlık dışı her türlü uygulamanın kabul görebileceği bir ülke haline getiriliyor. Batı, her türlü hukuktan arındırılmış, otoriter yönetimle uysallaştırılmış, kendisine gelebilecek tüm sorunları üstlenmeye hazır bir Türkiye istiyor.

Türkiye’nin tarihinin bu yönde yazılmasına izin vermemek gerekiyor. Karşı olmamız gereken, sığınmacılardan önce bu siyaseti uygulayan küresel aktörler ve yerli kâhyaları!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları