Nâzım... Moskova... Putin... Erdoğan!

15 Ocak 2020 Çarşamba

Zaten yoğun olan “Rusya-Putin” merkezli haberler bir haftadır daha da arttı. 8 Ocak Çarşamba günü İstanbul’a gelen Putin, “Açılış bahane, Erdoğan’la anlaşmak şahane” deyip, Libya konusunda “görüş birliğine” vardılar. Ardından da gözler Moskova’ya çevrildi. Libya’daki iç savaşın tarafları Rusya’nın başkentinde buluştular.

Türkiye’den Moskova’ya giden heyet ise geleneksel anlamda söylemek gerekirse devletin üç ağayı idi:

Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı...

Erdoğan adına Moskova’ya giden üç yetkili de Rus muhataplarıyla buluştu...

Erdoğan’la Putin’in “iki insan tek fikir” diye özetleyebileceğimiz derinleşen dostluklarına ilişkin haberleri izledikçe, çalışma masamın hemen arkasındaki kızım Yağmur’un yaptığı Nâzım portresinin ete kemiğe bürünüp gülümsediğini hissederim.

Dün sabah saatlerinde bugün için kaleme alınabilecek konu başlıklarını listelerken, beşinciye geldiğimde arkamda Nâzım bir başka gülümsüyordu.

Bugün Nâzım Hikmet’in 118’inci doğum günü.

Gündemde bir dizi “önemli” olay var, ama Nâzım’ın doğumu sadece Türkler değil, tüm dünya için hâlâ önemli bir olay... Gündemdeki beş maddeden izin isteyip Nâzım’la oturdum...

***

Nâzım, dünyada çok az şairin çektiği acıları yaşamış, çok az şairin ulaşabileceği evrenselliği yakalamış büyük bir sanatçı. Dünyada şiirleri en çok bestelenen şair.

Nâzım Hikmet’in insan olarak dünyaya gözlerini açışı 15 Ocak 1902 Selanik... Ancak yurttaş olarak doğumu belki de 1921’de, 19 yaşına yeni basmışken, İstanbul’un işgalinin ardından üç şair arkadaşı Vala Nurettin, Faruk Nafiz Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç’la birlikte Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere İnebolu üzerinden Ankara’ya doğru yola çıkmasıdır.

Dede Halep Valiliği yapmış Nâzım Paşa, baba Hikmet Bey Osmanlı’nın Dışişleri memuru, İttihat Terakki’nin matbuat müdürü, anne Celile Hanım ilk kadın ressamlardan... Eğer istenirse İstanbul’da kurulacak bir yaşam var. Ancak Nâzım, aylar sürecek çileli yolculuğu göze alıp “Anadolu” diyor. Çok kısa da olsa Mustafa Kemal’le buluşuyor. Mustafa Kemal, “konulu şiirler” diyor...

Sonrasında da çok doğumu var Nâzım’ın... Moskova’da daha 21-22 yaşında dünyanın 80 ülkesinden gelen gençlerle birlikte aldığı, “insanlığın tarihi, yeni dünya düzeni” eğitimi... Memleket hasretine dayanamayıp, aşkını da bırakıp Türkiye’ye dönüşü... Cumhuriyetin ilanından sonra daha ileri fikirlerle harmanlanırken yaşadığı çatışmalar... Ve uzun, çileli, müthiş üretimli hapis yılları... 50’sinden sonra Moskova’da kurulan yeni yaşam... Stalin’in her şeye hâkim olduğunu görünce, “tek adamlığa” karşı olduğunu hissettirmesi... (Moskova’nın bir binasını gösterip, “Stalin planladı” yanıtını alınca, “Ben böyle bir mimar tanımıyorum” karşılığını veriyor.)

Ben Nâzım’ı en çok “dünyada” tanıdım. Yeri geldikçe vurgularım; dünyanın 80 ülkesini dolaştım, her kıtada, her ülkede iki Türkle karşılaştım; Atatürk ve Nâzım Hikmet...

Bir tarih-dil araştırmacısının şu sözü beni çok etkilemişti:

Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti için ne yaptıysa, Nâzım Türkçe için onu yaptı!

Atatürk’le Nâzım’ın yaptıkları elbette karşılaştırılmaz, ancak konu ülkede ve dilde “devrimcilikse” araştırmacının sözü anlaşılabilir.

***

Bugünlerde Moskova ile ilgili haberler çok fazla. Biz de onlara başka bir ek yapmış olduk. Moskova’da gözlerini kapayan Nâzım, “elveda dünya, merhaba kainat” dedikten sonra da unutulmadı.

Bu dünyaya 15 Ocak 1902’de Nâzım geldi, gitmedi...

Sözün gücü, yazının gücü sürdükçe... Aşk, direniş, insanca yaşam mücadelesi, yaşam sevinci var oldukça... Nâzım da yaşamaya devam edecek.

97 yaşında üretmeye devam eden Hıfzı Topuz’la Nâzım kitabını yazarken uzun uzun söyleştik. Topuz, Nâzım’la Paris’te arkadaşlık etmiş... Sohbetin bir yerinde şöyle dedi:

Atatürk 10 yıl daha yaşasaydı, Nâzım hapiste değil, Atatürk’ün sofrasında olurdu!

İyi ki doğdun Nâzım...

İyi ki doğdun Türkçenin dünya şairi...


Yazarın Son Yazıları

Sudan dersleri... 16 Eylül 2020
Siyasal ısınma! 10 Eylül 2020
Ömür boyu Atatürk’le... 30 Ağustos 2020