Ormanları iktidardan korumalıyız!

05 Ağustos 2021 Perşembe

Büyük felaketler doğal olarak büyük dersler de içerir. Bunun Türkiye için çok geçerli olmadığını görsek de son yangınlardan ders çıkarmak artık kaçınılmaz olmuştur. 

Soluduğumuz hava yok oluyor.

Bundan ötesi sadece insanların değil, doğanın yok olması. 

Bir haftadır devam eden orman yangınlarına karşı toplumsal duyarlılık organize edildiğinde sonuç alınabilecek düzeyde. İktidar umursamasa da ne yapacaksak bu toplumla, bu insanlarla yapacağız. 

ABD çıkarlarını korumak için Afganistan’a gönderilmek istenen Mehmetçik, onca orman yangınında devreye sokulmadı. 

Akıl alır şey değil, demenin bir yararı yok. Zira yapılan işler akılla ilgili değil.

Pek çok konu gibi ormanlar da salt iktidara bırakılmayacak kadar önemli. Hatta az sonra dile getireceklerimizi dikkate alarak şunu söylemek de mümkün:

Önce ormanları iktidardan koruma seferberliği ilan etmeli!

***

Doğanın bir özelliği de kendini yenileyebilmesi. Yangınla yok olan bir ormanlık alan birkaç mevsim sonra usul usul siyahları çıkarıp doğal renklerine bürünmeye başlıyor. Yeter ki insanlar zarar vermesin!

Ya maden sahası ilan edilen ormanlık alanlar?

Onların kaderi yangından da beter!

AKP’nin 2004’te çıkardığı Madencilik Yasası bugün Türkiye’nin yüzde 60’ını ruhsatlı maden sahası yaptı. Yabancılar da dahil olmak üzere verilen ruhsat sayısı yüz binlerle ifade ediliyor. Rekor Kaz Dağları çevresinde. Bu bölgede iki bini aşkın ruhsatlı alan var.

Anadolu’nun dört bir yanında maden arama ruhsatı alan doğa kıyımcıları milyonlarca ağaç kesti. Sadece Kaz Dağları’ndaki kıyım 400 bin ağacı geçti.

Toplumsal denetimin güçlenmesiyle bir ölçüde durdurulabilen Kaz Dağları kıyımı da bir yangın değil mi? Hatta daha beter. Yanan alan uzun yıllar da alsa ağaçlandırılıyor. Maden sahasında ise geri dönüş yok.

Gediz’in, Menderes’in, Fırat’ın doğduğu yerler delik deşik. Maden ruhsatını kapan, dağlara kapağı atıyor. Eskiden çerçevesi belli bir alan için ruhsat verilirdi. Şimdi neredeyse bir bölgeyi, bir dağ silsilesini maden sahası ilan ediyorlar. 

Munzur Dağları’nda 60 kilometrelik bir hattın tümüyle maden sahası ilan edildiğini görmek kahredici. Yıllar önce Munzur Çayı’nın doğduğu yerlerden birine gitmiştim. Suyun kayaların arasından fışkırırcasına çıkışı, bembeyaz köpüklerin çevreye sıçrayışı, su yatağını bulunca yeni hedeflere bir an önce ulaşmak ister gibi akışı nasıl feda edilebilir?

Soralım... İktidar şu ikilemlere ne yanıt verir:

Orman mı, maden mi?

Orman mı, enerji mi?

Orman mı, turizm mi?

Orman mı, yol mu?

Orman mı, yerleşim yeri mi?

Orman mı, fabrika mı?

19 yıldır tanık olduğumuz gibi iktidarın bu ikilemlere verdiği yanıt hep ikinci şık.

Elbette ikinci şıklar da gereksinim. Ancak bir insanın nefes borusunu kestikten sonra ona hangi sofrayı kurarsanız kurun...

Son örnek, Turizm Bakanlığı’na verilen ormanlara yatırım yetkisi. Türkiye’de “orman vasfını yitirmiş arazi” diye itici bir kavram var. Yitirdiyse yeniden kazandır! Bu tür arazileri başka amaçlarla kullanıyorlar. Oysa son yetki, vasfını yitirmiş kavramını da geçti. Orman olsa bile! Her türlü yatırım yapılabilecek...

***

Ormanların böylesine kıyılmasına ekonomiye dair kimi gerekçelerle haklılık kazandırmaya çalışanları görünce aklıma ilk şu efsane gelir:

Memleketin birinde zenginliğe doymayan bir kral varmış. Ne verseler doymazmış. Memleketin tüm zenginliklerine sahip olduğunu söyleseler bile, “Bunların hepsi değerli değil ki... Bana altın, zümrüt, pırlanta hep en değerli şeyler yakışır” dermiş.

Sonunda bir dilek tutucu bulmuşlar. Artık kralın tuttuğu her şey altın olacakmış. Kral buna çok sevinmiş. Taşı tutuyor altın, ağaca dokunuyor altın... Kral sevincinden havalara uçmuş. Ancak bir süre sonra acıkmış. Tuttuğu her şey yine altın. Ekmek altın, bardak su değil altın dolu...

Sonunda altınlar arasında gözlerini hayata kapamış.

Ormanlara kıyanların, buna izin verenlerin, göz yumanların tuttuğu her şey altın olsun!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları