Suriye’de iç savaşın  10. yılı: Ölüm, yıkım, göç!

16 Mart 2021 Salı

15 Mart 2011’de Suriye’nin Dara şehrinde bir grup genç göz doktoru, devlet başkanı Beşşar Esad’ı kastederek duvara şunu yazdı:

“Sıra sende doktor!”

O gün başlayan gerilim kısa sürede ülkenin öteki bölgelerine yayıldı. İç savaş başladı. Beşşar Esad, 2011 öncesinde verdiği reform sözlerini unuttu. Bütün gücünü iktidarını korumaya verdi. 

Dara’da gençlerin “sıra sende” demesinin nedeni, Mısır’da Mübarek rejiminin çökmesiydi. Arap dünyasında ayrı bir yeri olan, geçmişte Suriye ile ortak devlet de kurmuş Mısır’da Mübarek’in çöküşü, devamında Müslüman Kardeşler’in iktidara gelişi Esad’ı her türlü yöntemi kullanmaya itti.

Ancak iç savaşı önlemenin başlıca yolu, çıkmamasını sağlamaktır. Çıktığı anda ok yaydan çıkmış demektir. Geri döndüremezsiniz.

Suriye’de de öyle oldu. 

Geleneksel anlatımla emperyalizmin, güncel söylemle küresel aktörlerin iç savaş başladıktan sonra stratejisi şudur:

1- Bitmemesini sağlamak.

2- Ülke içindeki tüm direnç noktalarının çökmesini sağlamak.

3- İç savaşın olabildiğince tüm taraflarını kendine muhtaç hale getirip yardım istemelerini sağlamak.

4- İç savaşın çevreye de zarar vermesini sağlayıp çevrede bağımsız siyaset üretecek ülke bırakmamak.

Bunların tümü Suriye’de yaşandı, yaşanıyor, korkarız ki yaşanmaya devam edecek.

***

Suriye iç savaşının boyutları Türkiye açısından da hayli derin.

15 Mart 2011’in hemen ardından 29 Nisan 2011’de 252 Suriyeli, Hatay ilimizin Yayladağı ilçesi Güveççi köyündeki sınır tellerini kesip Türkiye’ye girdi. İlk sözleri şu oldu:

“Canımızı zor kurtardık. Kötü şeyler olacak. Arkamızda en az bin kişi var...”

Böyle bir durumda, aklı başında, sorumluluk sahibi bir ülke yönetimi hemen sınırda önlem alır. Elbette sınıra kadar gelmiş Suriyelilerin de zarar görmemesi için hem kendisi çaba harcar hem uluslararası kamuoyunu sorumluluğa çağırır.

Türkiye öyle yapmadı. Dönemin başbakanı Erdoğan, gelişin sürpriz olmadığını açıkladı. Hemen sınır illerinde kamplar kurulması talimatını verdi. Şöyle dedi:

“En kötü senaryoya göre hazırlık yapıyoruz. 500 bin ile 1 milyon arası gelen olabilir.”

Hükümetin yol haritası da şöyle açıklandı:

“Açık kapı politikası izleyeceğiz. Kritik eşik 100 bindir.”

Erdoğan, 5 Eylül 2012’de partisinin grup toplantısında şöyle meydan okudu: 

“CHP yarın Şam’a gidecek yüz bulamayacak, göreceksiniz. Ama inşallah biz en kısa zamansa Şam’a gidecek, kardeşlerimizle kucaklaşacağız. Selahattin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi Camisi’nde namazımızı da kılacağız.”

O günden bugünlere geldik. 

Biz Suriye’ye gidecekken, Suriyeliler bize geldi. 2013’e kadar, nasılsa yakında davul zurna ile gidecekler diye, istatistik bile tutulmadı. Bugün Türkiye’deki Suriyeli sayısı 6 milyonu geçti. Onlara yapılan en büyük zulüm topraklarını terk etmeye zorlamak ve göçü teşvik etmektir. 

Bir gün Suriye’nin sorunları bitebilir ama Türkiye’deki Suriyeliler sorunu kolay kolay bitmeyecek.

***

AKP’yi Suriye’de iç savaşı körüklemeye iten, Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesi umudu oldu.

2011’den itibaren “aslan kardeşim Esad” gitti, tanımı hoş görün “git lan, katil Esad” geldi.

Müslüman Kardeşler hareketinin başta Mısır olmak üzere bölgede çökmesiyle AKP’nin bölge hesapları da çöktü. Mısır’dan başlayarak çare arıyorlar. 

Artık Mısır’a karşı “Rabia” yok, “tabii ya” var!

Suriyelilerin yaraları ise kanamaya devam ediyor. Anadolu’da “iki göç bir yangın eder” derler. Suriyelilerin kaç yangın yaşadığı belirsiz. 10 yılda ölü ve kayıp sayısı milyonu buldu.

Kahrolsun emperyalizm...

Ve bütün yerli-yabancı uşakları...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Malı ye bakanlığı! 4 Nisan 2021