Terörün Tırmanışı, Hükümetin Çaresizliği!

07 Nisan 2015 Salı

Toplumu sarsan önemli olayların iki temel yanı vardır. Birincisi olayın toplumda yarattığı etki, ikincisi de olayın aydınlatılması için yönetimin gösterdiği kararlılık.
Son bir haftadır bu durumun çok acı örneklerini yaşıyoruz. Bir yandan toplumu sarsan, geren, umutsuzluğa ve karamsarlığa iten olaylar yaşanıyor. Bir yandan da neredeyse meydana gelen olaylardan daha vahim bir yönetim karmaşası yaşanıyor.
Hangisi daha ürkütücü kestirmek zor. 31 Mart’ta Çağlayan Adliyesi’nde yaşanan, iki teröristin ölümü ve savcı Kiraz’ın şehit olmasıyla sonuçlanan olayın karanlık yönleri ürkütücülüğünü koruyor.
Her şeyden önce böylesi terör eylemlerinde en başarısız durum, olayı aydınlatabilecek tarafların ölümüdür. Tabii gerçekten aydınlatılmak isteniyorsa!
Olayı aydınlığa kavuşturmaktan sorumlu savcılık günlerdir sadece yalanlamadan sorumlu. Çağlayan faciasının üzerinden 1 hafta geçti, şehit savcımızın üzerinden çıkan mermi sayısı gazetelere göre değişiyor.
Buna karşılık hükümetin yapabildiği tek şey, bütün suçu medyaya atıp sorumluluktan kurtulmaya çalışmak.

***

Daha Çağlayan’ın soru işaretleri bitmeden geçen cumartesi günü Rizespor maçından dönen Fenerbahçe kafilesine silahlı saldırı haberiyle sarsıldık. İlk bakışta öfkeli bir taraftar grubunun işiymiş gibi görünen, hatta valilikçe de öyle sunulmak istenen olayın planlı bir saldırı olduğu, sonunda hükümetçe de kabul edildi!
İç Güvenlik Yasası’nı çıkarırken sapandan bile terör malzemesi üreten hükümet, Fenerbahçe’ye yönelik saldırının boyutlarını saklamak için her şeyi yapıyor.
Tıpkı Çağlayan faciasında olduğu gibi, Fenerbahçe saldırısında da aradan günler geçmesine karşın hâlâ karanlık noktalar var. Fenerbahçe yönetiminin dün yaptığı “Olay aydınlanana dek yokuz” açıklamasının hükümeti bir nebze olsun sorumluluğa itmesini diliyoruz.

***

Sosyal medyanın yaşanan terör olayları nedeniyle kısıtlanması hükümetin çaresizliğinden, başarısızlığını örtme çabasından başka bir şey değil. Oysa bu tür başarısızlıklar öksürük gibidir. Uzun süre içinizde tutamazsınız. Üstelik böylesi fiili sansürler karşısında fısıltı gazetesi harekete geçer. Fısıltı gazetesinin etkisi o kadar kısa sürede yayılır ki sansüre giriştiğinize pişman olursunuz.
AKP, adeta tam resmi hükümet organı gibi hareket eden medyasıyla, yalanlarla, düzmecelerle dolu yayınlar yapıyor. Dikkatleri başka yöne çekmek için bazen koro halinde manşet üretiyor. Ancak başarılı olamıyor.
Çünkü artık mızrak çuvala sığmıyor. Bu süreçte sağduyulu bütün kesimlerin özen göstermesi gereken başlıca durum, 7 Haziran seçimlerinin güvenliğidir. AKP, iktidarı kaybetmemek uğruna seçim güvenliğini bile tehlikeye atabilir.
Böylesi durumlarda İçişleri Bakanlığı ya kenara çekilir “Hiçişleri Bakanlığı” olur ya da her şeyin ortasındadır “Suçişleri Bakanlığı” olur.
Bu görüntünün yorumunu okura bırakalım.  


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020