Türkiye’nin geleceği  Kışlalı’yı çağırıyor!

21 Ekim 2021 Perşembe

22 yıl önce, 21 Ekim 1999’da katledilen Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı, Türkiye’nin yeniden siyasal cinayetler kıskacına sürüklenme olasılığının tartışıldığı bir dönemde anıyoruz.

Ülkemizde siyasi iktidarlar olumsuz gelecek öngörülerine sağır ve kördür. Bu tür iddiaları hep kendilerine yönelik bir husumet olarak algılarlar. Keşke en küçük ayrıntıyı kaçırmadan konunun ciddiyetini kavramak için çaba harcasalar. Bunun yerine iddiayı dile getirenin üstüne gidiyorlar. Böylesi ya cehaletten olur ya ihanetten!

***

Kışlalı’nın aracına bomba konulduğu haberini alıp hastaneye koşarken içimizde yine de bir umut vardı. Belki de yaralı kurtulmuştu. İlk haber bu yöndeydi. Hastaneden acı haberi alıp gazeteye dönerken içimizde “ne yapacağımızı biliyor olmanın” anlatılmaz bir yetmezliği vardı. Tıpkı 31 Ocak 1990’da kurşunlanarak katledilen Prof. Dr. Muammer Aksoy’dan 24 Ocak 1993’te aracına bomba konularak katledilen Uğur Mumcu’ya kadar önceki acılarda olduğu gibi manşete bir kararlılık ifadesi koyacaktık:

Susturamazlar...”

Hedef Cumhuriyet!”

Hemen altına toplumsal tepkinin yüksekliğini ortaya koyan bir başlık:

Canımız pahasına koruyacağız!

Milyonlarla geliyoruz!

Onun altına soruşturmaya ilişkin beklenti:

Failler derhal bulunsun…”

Kışlalı da bu başlıkların gölgesinde yazmıştı o cesur, içten, bilgi dolu, yol gösteren yazılarını. Şimdi aynı başlıkları onun için atacaktık.

1990’lı yılların ilk yarısında yaşanan siyasal cinayetlerin devamında zaman zaman sorulan soru şuydu:

Sıra kimde?”

Kışlalı, 1990’ların ikinci yarısında mücadele bayrağını öyle bir kavramıştı ki taşın altına tüm bedenini koymuştu.

Ankara Üniversitesi’nde öğrenciler yetiştiriyordu. Her görüşten gence dokunurdu… Onları dinliyordu… Onlara anlatıyordu…

Kendisini kampusa hapsetmemiş bir aydındı. Hafta sonları Anadolu yollarındaydı. Ordu’dan Eskişehir’e pek çok yere birlikte gittik. 

Cumhuriyet’teki yazılarında Kemalizmin bir dogma olmadığını, çağa yanıt veren temelleri olduğunu bilim insanı kimliğiyle yazarken güncel gelişmeleri sorgulayıcı bir dille ele alıyordu.

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin genel başkan yardımcısı olarak neredeyse tüm sivil toplum kuruluşları için birleştirici bir güçtü. Kaleme aldığı “Demokratik Toplumcu Çağrı”, 26 Nisan 1998’de Cumhuriyet’te yayımladı. Çağrıda, cumhuriyet bilincini taşıyanlar bir araya gelmezse 2000’li yılların karanlık olacağını vurguluyor, şöyle diyordu:

Konumu ne olursa olsun, herkesin mutlaka yapacağı bir şey vardır!

1990’lı yılların sonuna gelene dek Türkiye’nin tüm sancılı dönemlerinde yer almıştı. CHP İzmir Milletvekili olarak 1978’deki kısa Kültür Bakanlığı’nda Safranbolu’yu Türkiye’ye kazandırmış, Âşık Veysel’in doğduğu evi müzeye çevirmiş, bir kültür stratejisi hazırlamaya girişmişti.

12 Eylül’den sonra demokrasiye geçiş mücadelesinde Aydınlar Dilekçesi’ne imza koymuş, gazeteci yazar kimliğini de sürdürerek Haftaya Bakış dergisinde Aziz Nesin’den Alpaslan Türkeş’e kadar pek çok farklı kişiyle söyleşiler yapmıştı.

Bütün fikirlere saygılıydı, centilmence dinlerdi. Ancak kendi düşüncesini anlatmada ve uygulamada militan bir kararlılığı vardı.

Bütün bu özellikleri onu halkın gözünde şu konuma getirmişti:

Ne güzel cumhurbaşkanı olur!

***

Elbet böyle bir cumhuriyetçinin düşmanları da vardı. Her pazartesi ve perşembe gazeteye uğrardı; çoğunlukla çay içimi sohbet ederdik. Zaman zaman elinde tehdit mektubu olurdu. “Gebereceksin” diye biten mektuplar. “Bu tür şeylerin esiri olmamak lazım” derdi. 

Katledilmeden önce 13 Mayıs 1999’da Akit gazetesi, fotoğrafının üzerine çarpı işareti koyup “zorba” diye yazmıştı.

Tehditlere boyun eğmedi. Mustafa Kemal Atatürk’ü, cumhuriyet ve demokrasiyi anlatan kitapları, yazıları ortada. 

Kışlalı’yı öldürdüler ama yenemediler!

Ülkemizin geleceği Kışlalı’yı çağırıyor!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

5+40+Bütçe=1 30 Kasım 2021