Uygarlıkta Yüzde 5’lik Düzeyimiz!

02 Kasım 2014 Pazar

Ermenek cinayetinin hafızalardan silinmesi zor fotoğraflarının başında bir annenin, “Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı” deyişi geliyordu.
Bir maden kazası oluyor, 18 madenci suda boğuluyor.
Yaşamın her alanında bilginin her 5 yılda bir 2 katına çıktığı bir çağda akıl alır gibi değil.
Her fırsatta dünya ülkesi olduğumuzu iddia eden, yakın gelecekteki hedefin dünyanın ilk 10 ülkesi arasına girmek olduğunu söyleyen iktidarın Türkiye’yi sürüklediği gerçek nokta budur.
Cuma günü, “acaba Ermenek’ten güzel bir haber gelir mi” beklentilerinin bitmediği saatlerde Isparta’dan bir kaza haberi geldi. Bir cümle ile özetlemek gerekirse haber şu:
“27 kişilik midibüse 45 kişi bindiren şoför virajda direksiyon hâkimiyetini yitirince şarampole yuvarlandı, 17 kişi öldü.”
Soru şu olmalı:
Bu cümledeki doğruyu bulun?
Türkiye’de en ucuz şey, can.
Hayat pahalı, can ucuz.
Eskiden trafik kazalarından maden facialarına kadar yaşamın herhangi bir alanındaki olumsuzluğu anlatırken üçüncü dünya ülkelerine döndük diyorduk. Artık o ülkelerden de beteriz.

***

Uygarlık düzeyini yakalamak sadece ekonomideki kimi göstermelik rakamları büyütmek değildir. Gerçekte, her bireyin ve devamında da toplumun yaşam kalitesini yükseltmektir.
Birkaç ana gelişmişlik değerini alt alta koyunca Türkiye’nin hangi noktada olduğu net biçimde ortaya çıkıyor.
Girişte evladını bekleyen annenin, “Oğlum yüzme de bilmezdi” feryadını paylaştık.
3 yanı denizlerle çevrili ülkemizde yüzme bilenlerin oranı sadece yüzde 5. Onların da ne kadar bildiği tartışılır ama, “biliyorum” diyenler bu kadar. O yüzden her deniz sezonu başladığında boğulma haberleri de beraberinde geliyor.
Toplum bilincinin ne düzeyde olduğunu ortaya koyan göstergelerde de yüzde 5’ler civarındayız. Örneğin, yolsuzluk, rüşvet, hukuk dışı yönetim anlayışı gibi durumları dikkate alarak oy verenlerin oranı da yüzde 5. Kalan yüzde 95 için siyasilerin sözünü ettiğimiz olumsuzlukları birinci derecede önemli değil.
Ülkemizde okuma yazma oranı giderek yükseliyor, yüzde 90’ın üstünde. Ancak gelişmişlik ölçütü, okuma yazma bilenden çok okuyup yazan oranında. Günde 1 gazete alan, ayda 2 kez kitapçıya giden kişiye gerçek okuryazar deniyor. Bu oran Türkiye’de yüzde 5. Yarıştığımızı iddia ettiğimiz Batı ülkelerinde ise bu oran yüzde 50’nin altında değil. Finlandiya’da yüzde 60, Japonya’da yüzde 65.

***

Bu tablodan nasıl bir Türkiye çıkar sorusunun yanıtı Soma’dan sonra Ermenek’te verilmiş durumda.
Zaman zaman şu tür karşılaştırmalar yapılır:
Bir yanımız İsveç’ten lüks, bir yanımız Uganda’dan beter!
Bu uçurumun ortası yoktur. Bir başka deyimle, İsveç standardı ile Uganda’yı toplayıp ikiye bölerek, işte Türkiye’nin düzeyi diyemezsiniz.
Bir zincirin gücü, en zayıf halkası kadardır. Zinciri çekip gerdiğinizde zayıf halka koptuktan sonra öteki halkaların güçlü olmasının bir anlamı yoktur.
Zaten Türkiye’de yaşam standardı diye bir şey yok ki, ortalaması alınsın.
12 yıllık iktidarında Cumhuriyetin tüm birikimlerini yandaşlarına satıp rantını onlarla paylaşmaktan başka bir şey yapmayan AKP’nin tüm önde gelenleri koro halinde, “Ermenek’te sorumlular hesap verecek” diyor.
Peki kim sorumlular?
Biraz aynaya baksanıza!  


Yazarın Son Yazıları

Sırıtıyor... 22 Ekim 2020
Hukuksal soykırım! 18 Ekim 2020