Yoksa çözüm aşı duası mı?

30 Aralık 2020 Çarşamba

Salgının ilk aşamasında gündeme gelen şu sorular yaz uykusuna yatırılmıştı:

- Salt sermayenin küreselleşmesini öngören bugünkü dünya düzeni ne kadar devam edebilir?

- Salgın insanlığa, doğaya saygılı yeni bir yaşam biçimi dayatmıyor mu?

- Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlığı iyi para kazanılan bir sektör olarak mı görüyor yoksa herkesin erişmesi gereken temel bir hak mı?

- Küreselleşmenin getirdiği eşitsizlik salgınla birlikte sorgulanabilecek mi?

Bu sorular zemininde hareket eden dünyanın 650 üniversitesinden 3 bin kadar akademisyen, kanaat önderi bir araya geldi, 16 Mayıs 2020’de bir bildiri yayımladı. Bildiri 29 ülkede 33 yayın organı tarafından aynı anda kamuoyuna duyuruldu. Türkiye’de Cumhuriyet’te yayımlanan bildiride satırbaşlarıyla şunlar yer alıyordu:

- İnsan, meta değildir.

- Mevcut kapitalist sistemde emek, gezegen ve sermaye arasında bir denge bulunmaya çalışıldığında kaybeden hep emek ve gezegen olmaktadır.

- Kârlılık bütün kararların merkezine oturmuştur.

- Böyle devam ederse sermaye sahipleri emekleriyle şirketlerini var eden insanın onurunu hiçe sayacaklar ve gelecekteki çevresel felaketlerle mücadele etmeyeceklerdir.

***

Bu bildiri o günlerin şu soruları arasında kayboldu:

- Ne zaman normale döneceğiz?

- AVM’lerin açılışı uzar mı?

- Turizmin etkilenmemesi için ne kadar açılmak gerekir?

Süreç dünyada ve ülkemizde böyle seyretti. Almanya gibi sosyal devlet düzeni devam eden, Çin gibi merkezi kararları sorgulanmayan ülkeler genel gidişten biraz farklı olarak kendilerini korudular.

Türkiye ise sermaye küreselleşmesinin kötü bir kopyası olarak süreçten katmerli etkilendi.

Önce şu noktanın altını bir kez daha çizelim:

AKP’nin birinci kimliği küresel sermayenin yerli taşeronluğudur. Öteki tüm kimlikleri bunun arkasından gelmektedir. İktidara gelir gelmez bu alanda verdiği sözleri tutmak için kolları sıvamış, gerekeni yapmıştır. AKP iktidarı döneminde 68 milyar dolarlık özelleştirme yapılması, bu zaman diliminde Türkiye’ye 1 trilyon dolar girerken 3 trilyon dolarlık değerin yabancılara geçmesi, bunun fotoğrafıdır.

Salgın, AKP’nin küreselleşme taşeronluğunda elde ettiği “başarıları” çok iyi gösterdi.

Nisan, mayıs aylarını genel sarsıntıya sığınarak geçiren, kalıcı önlem alma iradesi gösteremeyen iktidar, yaz mevsiminin rahatlığıyla normalleşmeyi birleştirdi. Salgında gerçeklerin gizlendiğini söyleyenleri virüse benzetti. Sonbahara geldi.

***

Eylülden bu yana kontrolden çıkmış bir salgını neresinden tutarak etkisiz hale getirelim diye kafa yoruyoruz!

Dünyada ise bilime önem ve değer veren ülkeler aşı planlarını yaptı. 2021’in hangi ayında hangi adımı atacağını belirledi. Halkın bu süreci aşması için bütçeden ayırabileceği payı dağıttı.

Türkiye’de iktidarın 2021 gündemi ise şöyle:

- Vergileri ne kadar artıralım?

- Aşıdan ne kadar KDV alalım?

- 2021’e girerken eğlenmeye kalkanları nasıl basalım?

- Aşı ithalatında araya hangi şirketlerimizi koyalım?

- Halka yardım gibi sunacağımız kredilerle halkı borçlandırdıktan sonra seçimden önce affedip oy devşirme işini nasıl örgütleyelim?

Küresel gidiş salgınla, kendi sisteminden ödün vermeden mücadeleden yana...

Türkiye’de ise salgın sonuçlarının katmerlisini yaşıyoruz.

Bu kör gidişe bu kadar mahkûmsak, yeni yılda aşı duasına hazır olalım!


Yazarın Son Yazıları

Ş-ahlanış! 17 Ocak 2021
Demoktatörlük! 13 Ocak 2021