Biz, Kendi Söküğünü Dikemeyenler…

09 Şubat 2013 Cumartesi

Medya-kültür endüstrisinin ayırt edici özelliği, bu alanda çalışanların eğitim ve bilinç düzeyinin görece yüksek oluşu. Medyada çalışanlar, olan biteni herkesten daha iyi izleme, daha iyi “anlama”, nasıl değiştirilip dönüştürüleceğine dair de daha fazla donanımlı bilinirler. Özellikle işgüçlerinin karşılığını almanın yolunun örgütlü olmaktan, dayanışma içine girmekten geçtiğini de bilmeleri beklenir. Peki, öyledir de kendi söküğünü dikmeyi beceremeyen terziden farklı mı davranırlar?
Toplumun öteden beri en örgütsüz kesimlerinden birini oluşturdu medya çalışanları. Özellikle medyanın 1980’lerde endüstrileşmesi, 1990’larda finans-medya bütünleşmesi ve nihayet 2000’lerde iktidarla yandaşlaşması, rehine olma süreçleri ile birlikte tam
“ört ki ölem” hali yaşar oldu medya çalışanları.
Bu yıl yeni işkolları yönetmeliği ile matbaadan yazıişlerine bütün basın emekçileri aynı sendikada örgütlenme olanağına kavuştu. Kavuştu da örgütlenme nerede? Yeni mevzuatın koyduğu yüzde 1 barajını geçecek kadar bir örgütlenme bile yok ortada.
DİSK Basın-İş, çağrı yapıyor, örgütlenelim diye. Henüz karşılık bulabilmiş değil. Hal böyle olunca, medya işverenleri de geleneksel kış kıyımlarına engelsiz giriştiler. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Milliyet, Vatan, Radikal, NTV, CNBC-e ve Sabah’ta çalışan basın emekçilerinin işten çıkarılmasını kınamış, Cumhuriyet gazetesinin bir günde 25 işçiyi çıkardığına özellikle dikkat çekmiş…
Türkiye’de, reklam ve satış gelirlerinin finanse edemeyeceği nicelikte bir medya kalabalığı olduğunu hep yazıyorum. Böyle olunca, medyanın medya dışı kaynaklarla sübvansiyonu gerekiyor. Patronlar, siyasetçiler, dümen suyunda gitmeleri şartıyla, medya şirketlerine gerekli parayı aktarıyorlar ama bir yere kadar. Arada bir silkelemeleri, yükü hafifletmeleri gerekiyor. O zaman da tenkisata gidip, arada “çıkıntılık” yapanlardan da kurtulup herkese bir de ayar çekiyorlar. Bunlar hep yapıldı ve medya çalışanları böyle darmadağın oldukça, kimse karşı duramayacak yapılanlara. Bugün de yaşananlar aynı. Ekonomik büyüme 2012’de çakıldı, reklam gelirleri de… Yazılı medya, zaten son birkaç yıldır iyice belirginleşen bir gerileme içinde. Gazete, dergi satışları sürekli düşüyor. Genç kuşak, okuyacağı varsa, internetten okuyor gazeteleri. Düşüşe çare bulunamıyor. Zaten, okuyucu nezdinde güven de yerlerde sürünüyor. TV kanalları, reklam gelirlerinin yüzde 60’ını çekse de çarklarını döndürmeye bu para yetmiyor. Yan sanayi diyebileceğimiz dizi sektöründe de ağır bir kriz var. Kanallar ödeme yapamıyor, dizi firmaları çöküyor. Orada da yüzlerce mağdur çalışan var. Yandaş ve rehin alınmış medya, krizini, örgütsüz, kendi söküğünü dikmekten aciz çalışanlara yıkıyor ve buna devam edecekler. Örgütlenme, direnme olmadıkça, bu böyle sürecek, çare yok…

\n

***

\n

Bunca iğnelemeden sonra gelelim çuvaldızlamaya… Kırık kolu yende saklamak, şeffaflığı, açıklığı savunan kurumlar için geçerli olamaz. Okura karşı açık olmak boynumuzun borcu. Kendi söküğünü dikemeyen Cumhuriyet’te de tenkisat var. Detaylara vâkıf değilim ama olması kaçınılmaz. Cumhuriyet’in arkasında sübvansiyon sağlayan bir sermaye grubu yok. Gazete satışı ve ikinci plandaki reklam geliri ile çarkı dönmüyor, gelecekte de dönmez. Gelirine göre, aşırı gideri, özellikle istihdam gideri var. Kim, ne zaman bu kadar istihdama gerek görmüş, bilinmez. Ama böyle süremez. Bizim BJK’nin “Feda” formülüne Cumhuriyet’in de ihtiyacı var. Birileri jübile zamanı geldiğini fark etmeli. Birileri dolgun maaşından indirim yapması gerektiğini kabul etmeli. Birileri özel şoförlü, makam arabalı lüksünü feda etmek zorunda. Elde avuçtaki kıt gelirin bölüşümü de Cumhuriyet’e yakışmalı. Tasarruf kadar, haberciliğe, araştırmacı gazeteciliğe yatırım gerekli. Çiçek, böcek, devrim, faşizm bulamacı köşe yazılarından gına geldi herkese. Genç, yenilikçi, yaratıcı taze kana ihtiyacı var gazetenin. Ama daha önemlisi, hedef, sadece günün sorunlarını aşmak değil, gelecek olmalı.
“Cumhuriyet 2023” başlıklı 10 yıllık bir büyüme planına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyet’in “marka değeri”ni kullanarak uzun soluklu bir büyüme döneminden söz ediyorum. Sadece “gazete”de kalarak değil, medya-kültür-yaratıcı sektörlerin tüm alt dallarında, sinemadan müziğe, fuardan kitapevleri zincirine, televizyondan radyoya, sahne sanatlarına Cumhuriyet markası ile yatırım…“Cumhuriyet” ismiyle neler yapılabileceğini düşünen, daha da önemlisi, fikirden uygulamaya geçiren ve onunla kaynak yaratarak gazeteye de soluk aldırıp onu güçlendiren bir büyüme vizyonu, hamlesi
Tüm medya gibi,
Cumhuriyet de bir darboğazdan geçmeye çalışırken kendine yakışan tarzda yapmalı düzenlemelerini; adil, şeffaf ve demokratça… Bugünün sorunlarını aşmaya çalışırken geleceğe dönük planları tasarlamak ve uygulamak için de tüm Cumhuriyetçilere davet çıkarılmalı; ortak akıl, ortak inşa daveti…

\n

Yazarın Son Yazıları

27 Şubat 2013