Silahlar Sussun,İnadına Barış…

19 Ağustos 2011 Cuma
\n

\n

Milliyette Fikret Bila, 16 Ağustos tarihli yazısında Kürt sorunu ile varılan yeri şöyle tarif ediyordu: Başbakan, bu açıklamalarıyla durduğu yeri gösterdi. Hükümetin yürüttüğü açılım politikasının; PKK-BDP-DTK çizginin beklediği gibi Güneydoğuya özerklik tanımak, bunu bir statü olarak anayasaya taşımak, Kürtlere kolektif haklar sağlamak gibi bir süreç olmadığını tekrar duyurmuş oldu.Bilaya göre, bireysel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, kültürlerin yaşanması ve yaşatılması ile üniter yapıyla bağdaşmayacak biçimde özerklik statüsü tanınmasının birbirinden çok farklı yaklaşımlar olduğu hep göz ardı ediliyor. Yine Bilaya göre, özerklik ilanı, bunun Ankara tarafından kabul edilerek anayasaya taşınması, ayrı bir devlet örgütlenmesinin bugünkü konjonktürdeki ifadesinden başka bir şey değil Özerlik ve federasyon talepleri birlikte yaşama değil aksine ayrışmayı kurumlaştırmak talepleridir… (16 Ağustos 2010, Milliyet)

\n

***

\n

Fikret Bilanın bu algısına Kürt siyasetini temsil edenler ne der? Gerçekten istedikleri, üniter devletin dışında bir yapılanma mıdır? Gerçekten istedikleri sadece Kürt illerine özerklik midir? Bunları sorduğumuzda verdikleri yanıt: Yanlış anlaşılıyoruz. Kendimizi ifade edemiyoruz gibi sözler. Silvan felaketinin yaşandığı gün Diyarbakırda Demokratik Özerklik ilanını okuyan Aysel Tuğluk, bu kıymeti kendinden menkul, tek taraflı ilanın nerelere çekildiğinin, bırakın yandaş medyayı, ortada duran medyadaki Fikret Bilada bile nasıl bir algı oluşturduğunun farkında mı?

\n

Öyle ya da böyle; vardığımız yer barışın değil savaş dilinin yüksek sesle konuşulduğu bir yer ve yine her gün birçok genç yaşamının baharında yok olup gidiyor, yine düşmanlıklar besleniyor. Yapılan hazırlıklardan da anlaşılmaktadır ki, yine kan gövdeyi götürecektir. Dileriz, tırmanan kayıpların acısı kalplere gömülür, son anda bayram öncesi aklıselim galip gelir de yine barışın dili hâkim olur.

\n

Kürt siyasetinin, bağımsız devlet, federe devlet gibi gizli bir ajandası yoksa -ki bunlar çok konuşuldu, hiçbirinin Türkiyenin bugünkü demografik, sosyolojik, ekonomik, siyasi yapısına uymadığına yeterince ikna olundu- derdini anlatması için yeni bir iletişim stratejisine ihtiyacı var.  

\n

***

\n

3 Haziran tarihli Özerklik İspanyayı Böldü mü?başlıklı yazımda, Üniter devlet yapısını koruyarak, ülkeyi, özerk bölgeler biçiminde bir idari reforma tabi tutmanın kaçınılmaz sonucunun, bölünme, parçalanma olması gerekmiyor. Böyle bir önyargısı olanlara, Neden İspanya bölünmedidiye soruyorum diye yazdım, kimseden bir itiraz gelmediği gibi, aynı doğrultuda çalışmalarımı teşvik eden iletiler aldım. Ve yine 10 Haziran tarihli, 20 Bölgeli Özerk Üniter Türkiye başlıklı yazımda, Türkiyenin aşırı merkeziyetçi yapısının yarattığı anti demokratiklik, kamu kaynaklarının iller, bölgeler arasında eşitsiz dağılımı, izlenen büyüme paradigmasının bölgesel uçurumu derinleştirdiği gibi gerçekler de göz önünde tutulduğunda,  bir yönetsel reformun kaçınılmaz olduğuna değindim. Aynı yazıda, Kürt sorununa çözümü de içerecek bir reformun, Türkiyede 20 özerk bölgeli bir yapıyla nasıl gerçekleştirilebileceğine ilişkin bir öneriye de yer verdim. Yine çok olumlu, çok teşvik edici iletiler aldım.

\n

***

\n

Tekrarlıyorum, İspanya, 35 yıldır özerk bölgelere ayrılmayı öngören ve bunu gerçekleştiren 1978 Anayasası ile yönetiliyor. Onlarda da Bask, Katalan ve Galiçya etnik sorunları var. Zaten, ülkeyi 17 özerk bölge  ve 2 özerk kent yönetimi ile yönetme modeli de, bir ölçüde bu sorunu aşmaya dönük olarak gündeme getirildi. Özerk bölge formülü İspanyayı dağıtmadı. Tersine, etnik taleplere belli çözümler üreterek gerilimi önemli ölçüde yatıştırdı. Bu iç barış, İspanyanın AB üyeliğini kolaylaştırdı ve üyelik ile birlikte İspanyayı, ABnin 5inci büyük ekonomisi ve Türkiyenin 3 katı zengin bir ülke durumuna getirdi. 35 yıldır özerk bölgeleri ile ayakta duran İspanya, elbette Türkiye ile birebir örtüşmüyor. Ama biz de taklit etmek zorunda değiliz. Sadece esinlenmeye, bilgiye, deneyimlerden yararlanmaya ihtiyacımız var.  

\n

Akan kana, kanla karşılık vermenin bizi hiçbir yere götürmediğini ve götürmeyeceğini yıllar ve yıllarca yeterince görmedik mi? AKP rejiminin kendinden menkul gücü, kuvveti, denenmişi denemekle nereye varacak? Yeni ölümlere, yeni düşmanlıklardan başka neye?

\n

Aklı hâkim kılalım. Sorunu çözenlerden ders alalım. Barışı hâkim kılıp sükûnetle tartışalım. Yapabiliriz, yapmak zorundayız.

\n

***

\n

Ömrünü sosyalizm mücadelesine adamış, zindanlardan, sürgünlerden yılmamış bir çınarı, Mihri Belliyi dün toprağa verdik. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

\n\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

27 Şubat 2013