Dünyayı Bölen Bir Duvar Vardı (II)

08 Kasım 2014 Cumartesi

Türk dış politikasının en yanlış zamanlı çıkışlarından biri hiç şüphesiz Berlin Duvarın’ın tam çözülme aşamasında o zaman adı “Avrupa Topluluğu-AT” olan AB’ye hamle yapmasıydı…
Durup durup Ankara’nın ’87’de sunduğu “üyelik talebine” AB de gene durup durup tam 2 yıl 8 ay sonra 18 Aralık 1989’da “olumsuz” yanıt vermişti.
AB Komisyonu’nun Ankara’ya yanıt verdiği tarih, ay farkıyla tam Berlin Duvarı’nın çöküşüyle çakışmaktaydı...
Ankara’ya “hayır” demek için “müstakbel Doğu genişlemesini” öne süren komisyon, bu konjonktür değişikliğini sanki bilhassa kollamış ve tartışmaya açık olmayacak bir gerekçeyi “yan çizme” bahanesi olarak kullanmıştı.
Özel sohbetlerde çok daha açık olabilen komisyon memurlarından nitekim; “Amma zamanlama!” şeklinde yorumlar duymuştum: “Duvar yıkılmış. Avrupa’nın Batısı ve Doğusu tam onca yıl sonra birbirine kavuşacak, siz davetsiz misafir gibi araya giriyorsunuz. Bu şunu andırıyor: Uzun zamandır görmediğiniz aile fertleriyle yemeğe oturacaksınız, kapıda istenmeyen uzak bir akraba beliriyor!
Brüksel’deki havayı o günlerde doğrudan yaşayan biri olarak atmosferin bir olduğunu söyleyebilirim.
Batı Avrupa’da o yıllarda, tam manasıyla bir “tarihin sonuna ulaşıldığı” duygusu vardı…
Soğuk Savaş’ın böldüğü Doğu ve Batı Avrupaların birleşmesinden sonra, “onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” tarzı sanki bir mükemmel mutlu son yaşanılacak; “Avrupa mimarisi” eksik parçalarıyla tamamlanarak güçlenecekti.
Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.
Batı ve Doğu Avrupaların birleşmesi Avrupa’yı güçlendireceğine zayıflattı!
Batı, tarihi zafere en yakın olduğu anda beklenmedik gelişmelerle güç kaybına uğradı.

‘Ayrılıkçılık’ etkisi
Duvarın düşmesinin ilk sonucu her şeyden önce, Avrupa’da pıtrak gibi boy veren minik devletçikler oldu.
İlk evrede çözülen Yugoslavya’da sadece iç savaşla birlikte altı yeni devlet -Slovenya, Hırvatistan, Bosna Hersek, Makedonya, Karadağ, Sırbistan- belirdi.
Orta Avrupa’da Çekoslovakya; Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrıldı.
Kuzeyde eski kıta haritasında nokta gibi çıkan Baltık cumhuriyetleri -Estonya, Letonya, Litvanyaardı ardına tarih sahnesine girdiler.
Eski Doğu Bloku’ndan çıkan bu ülkecikler; İspanya, Büyük Britanya gibi Batı Avrupa’nın köklü devletlerinde zamanla “ayrılıkçılıklara” güç veren ve cesaretlendiren örneklere dönüştüler.
Örneğin İskoçya ve Katalonya gibi bölgelerde; “Letonya gibi 2 milyonluk bir ufak ulus, kendi başına ‘ülke olabiliyorsa; ben niye olmayayım?” şeklinde fikirler oluştu.
Derken bu ülkeler NATO/ AB’ye katıldılar ya da “aday” statüsüyle “Batı” ile bağlarını sıkılaştırdılar.
Eski nüfuz alanındaki Batı etkisinin büyümesi son kertede Moskova’yı çok kızdırdı.

Yeni Soğuk Savaş mı?
Putin’in liderliğinde Sovyet yıkımından toparlanan Ruslar da, son Ukrayna ve Kırım örneklerinde gördüğümüz üzere Batı’ya karşı atağa geçip kas göstermeye başladı…
İskandinav sularında denizaltılarını yüzdüren, NATO semalarında it dalaşı gösterilerine giren Moskova artan sıklıkta; “Ben ölmedim, ayaktayım, ayağınızı denk alın!” mesajları vermeye girişti.
Rusya’dan gelen bu ısrarlı sinyalleri “yeni Soğuk Savaş rüzgârları” olarak okuyanlar giderek arttı. Hatta bazılarına göre, I. ve II. Dünya Savaşı arasında olduğu gibi dünya, tehlikeli bir yeni parantez yaşamaktaydı.
I. Dünya Savaşı sonunda Almanya’ya diz çöktüren Versay Antlaşması’nda olduğu gibi tıpkı Soğuk Savaş’ın sonu da Sovyetler’e onur kırıcı şekilde diz çöktürmüş; Ruslar, maceralara açık şekilde son dönemde bunun rövanşını almayı zorlayan yeni atılımlara girmişlerdi.
Yaşadığımız dönemi, iki dünya savaşı arasındaki ürkütücü “araf”a benzetenler için; o yılları çağrıştıran diğer başka benzerlikler de vardı: Irkçılık, yabancı düşmanlığı, milliyetçilik, yükselen yeni faşizmler, ekonomik kriz…

Demokrasilerden ‘dolar’akrasilere
Sovyet Gulagları’nı gördükten sonra Berlin Duvarı’nın çöküşünü yaşamak mutluluğunu gören ünlü Sovyet muhaliflerinden Soljenitsin’in dediği gibi, “Duvarın sonuyla gelen mutluluk çok kısa sürdü. Yeryüzü daha huzurlu bir gezegen olmadı!
Yerküre bu defa da “medeniyetler çatışmasıyla” ayrıştı.
ABD’nin tek kutuplu liderliği küreselleşmeyle hız '6Bazanan “Çin”in yükselişiyle türbülansa uğradı.
Küreselleşme, sade ülkeler arasındaki liderlik ilişkilerini değil; gelişmiş ülkelerin siyasi ve ekonomi aktörleri arasındaki ilişkileri de silkeleyip sarstı.
İdeolojilerin çöküşüyle Batı demokrasilerinde köklü geleneği olan siyasi partiler örneğin çok ciddi krize girdi.
Özellikle solun krizi demokrasilerin irtifa kaybına yol açtı.
Siyaset ve siyasi liderlerin inandırıcılıkları aşındı.
Demokrasiler giderek hep daha büyük finansın hükmettiği “dolarakrasilere” dönüştü.
Cesur yeni dünyanın kodları bunlar...
Ben doğrusu nükleer silahların caydırıcılığında yaşayan Soğuk Savaş’ı arıyorum. Ya siz?  


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020