İspanya’nın demokrasi dersi

30 Mayıs 2015 Cumartesi

İspanya’da iktidar partisi şokta. 2011’den bu yana mutlak çoğunluğa sahip olan Rajoy’un sağcı iktidar partisi (Partido Popular-PP) sandıkta kaydettiği neredeyse yüzde 40’a yakın gerilemenin şokunu üzerinden atamadı.
İspanyol seçmeninin bir dizi rüşvet, yolsuzluk, yiyicilik ve kayırıcılık skandalı yüzünden partiye verdiği ayarı hazmedemedi.
Başbakan Rajoy’un hafta başından bu yana yaptığı çelişkili açıklamalar ve partide yeni arayışların sinyallerini veren eski - yeni kuşak tartışmaları sürerken kamuoyunda seçmenin iktidara verdiği ayar konuşuluyor.

Güç sarhoşluğuna ‘dur!’
İspanya’nın en parlak siyasi analistlerinden olan Jose Antonio Zarzelejos, internet gazetesi “El Confidencial”da yazdığı yorumda, “Yurttaş müdahalesinin devreye girdiği yerlerde demokrasiler… yolsuzluk ve iktidarın küstahlaşması ile yan yana gelmez!” diyor.
“Yolsuzluk ve de küstahlık/kibire karşı” başlığıyla kaleme alınan yorum, ardından şöyle devam ediyor:
‘Hükümet partisinin almış olduğu darbe’ tamamen öngörülebilir, mantıklı ve tarihen kaçınılmazdır. İktidar partisinin silkinmesi, genç kuşaklarla temas kurması; eşitsizlik, fukaralık, dışlanmışlık gibi tahammül edilmez gerçeklerle kararlı mücadeleye girmesi ve tekrar erdemi keşfetmesi için bu yenilgiyi tatması gerekiyordu. Başbakan böylece yurttaşların (iktidardan) daha büyük yakınlık ve ilgi beklediğini; vergileriyle yapılan harcamalarda özen istediğini fark etmiştir. Yurttaşlar son tahlilde kurumların, iktidar partisinin mülküne dönüştürülmesini değil sadece yönetilmesini istiyor ve siyasi sınıfta bir hizmet bilincinin oluşmasını talep ediyor. Seçim sonuçları bu yüzden ‘tarihi sıfatını’ hak ediyor.

Yolsuzluk kurumsallaştı
Bu kış İspanya’ya gittiğimde yolsuzluğun istisnai durum olmaktan çıkıp sistemleştiğini, kurumsal boyut kazandığını not etmiştim. Bunu Madrid’den defalarca yazdım.
İspanya’da bulunduğum Noel arifesinde ülke hâlâ yolsuzluk sebebiyle kraliyet ailesinden atılan Prenses Cristina ile eski Katalan yerel hükümet başkanı Jordi Pujol’un İsviçre’de rüşvetlerle istiflemiş olduğu büyük servetini ve “nüfuz ticareti skandalını” konuşuyordu.
IMF başkanlığının yanı sıra muhafazakâr Halk Partisi-PP hükümetlerinde Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomi Bakanlığı yapan Rodrigo Rato gene aynı dönemde bir süre önce patlak veren dev bir kara para skandalının merkez üssündeydi.
Bunlar yetmezmiş gibi; Başbakan’a kayıt dışı para aktardığı iddia edilen “iktidar partisinin kasası” Luis Barcenas skandalının artçıları da sürüyordu.
Birbirinden çarpıcı bu skandallar zincirinin her bir halkası, “yolsuzluğun sistem olduğunu” gösteriyor; basında, “Yolsuzluk yönetim biçimi oldu. Sistemin çarklarını yolsuzluk yağlıyor. İktidar ve piyasanın birleşmesi (ya da birbiriyle özdeşleşmesi) bu sonuca yol açtı” türü yorumlar yer alıyordu.

Seçmen had bildirdi
İspanyollar, kasımdaki genel seçimler için test olarak görülen pazar günkü yerel seçimlere işte bu “kirlilik konjonktüründe” katıldılar.
İktidar partisinin en büyük marka isimlerinden olan eski Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Rato, tam seçim kampanyasında vergi kaçakçılığı, yolsuzluk, kara para aklamak suçlarından -şok… şok… şok- bir ara gözaltına bile alındı.
Ekonomik krizle bütünleşen ve dört yıldır süren bu kara tabloya tepki gösteren seçmenler çareyi kurulu düzen partilerinden yandım Allah kaçarak “genç kuşak politikacıları” öne çıkaran Podemos ve Ciudadanos’a yönelmekte buldular.
İspanyollar yoz siyasete had bildirdi.
Demokrasilerde rüşt ispatı, kirlenen düzen ve siyasete kritik anda böyle posta koyabilmekten ve “yetti gayri!” diyebilmekten geçiyor.
Darısı başımıza!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020