İtalya’nın ölüm baharı

22 Mart 2020 Pazar

Bugün baharın ilk günü. Harika bir mart güneşi ve 20 derece, limonata kıvamında bir hava var… 

Ama İtalya’ya bahar değil matem hâkim. İlk günlerin “Her şey yoluna girecek!” sloganı unutuldu neredeyse. Bu böyle daha ne kadar sürecek? Biz daha ne kadar siperde yaşayacağız? Okullar, işyerleri daha ne kadar kapalı kalacak? En önemlisi “insanlar daha ne kadar bu şekilde kırılmaya, düşmeye devam edecek? Yukarıya dimdik tırmanan sivri korona eğrisi ne zaman yumuşayacak” soruları beynimizi yiyor. Değil bir hafta, kimse bir gün sonra olabilecekleri kestiremiyor.

On gün önce “ev hapsi” başlayalı beri, hayatımız ucu açık bir paranteze alındı. İtalya 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanmayan bir belirsizlik ortamına savruldu. Son kurban sayısı benim yazıya oturduğum saatlerde “bir günde” 627’yi bulmuştu ki bu rakkam borsa gibi sürekli oynuyor ve yalnızca yukarı tırmanıyor. Sizler bu satırları okuduğunuzda kim bilir kaç olacak? 

Bu, salgının başlangıcı kabul edilen 21 Şubat’a göre şimdiye dek kaydedilen en yüksek ölüm rakkamı. 

Bu sayıyla birlikte korona kayıplarının toplamı İtalya çapında 4 bin sınırını deliyor. Diğer pandemi ülkeleriyle karşılaştırıldığında bu skor, normların çok üstünde bir değer.  

Niye ölümler fazla?

Almanya’daki tüm vakalar içinde ölüm oranı yüzde 1 bile değil; yüzde 0.36’yı geçmiyor. Salgından Avrupa da İtalya’dan sonra en fazla etkilenen ülkelerden İspanya da ölüm oranları yüzde 4, Fransa da ise yalnızca yüzde 2. 

İtalya da ülke ortalaması oysa ki yüzde 8’i buluyor. Neden? Niye İtalya da ölümler bu kadar fazla?      

Uzmanların üzerinde en çok konuştukları ve kafa yordukları konu bu. 

İtalya’da ölümlerin rekor düzeye çıkmasına ve tavan yapmasına yol açan etken, ülkenin kuzeyindeki (Milano, Bergamo, Brescia, Lodi, Mantova gibi kentlerin bulunduğu) Lombardiya bölgesindeki aşırı yüksek sayılar… 

Toplam vakalara göre ölümler bu yörede yüzde 10’u buluyor ve bu çok anormal oran, ülke ortalamasını da yukarıya, yüzde 8’e çekiyor. 

Bu tablo karşısında tıp adamları “Acaba tüm ülke zaman içinde Lombardiya mı olacak?” diye soruyor: “Yoksa… Lombardiya’da durumun/virüsün kendine özgü spesifitesi/farklılığı mı var?” 

Şimdiki halde üzerinde yoğunlukla durulan faktör, salgının öncelikle, ilk bu yörede başlamış ve kontrolsüz biçimde burada yayılmış olması. Diğer bölgeler, Lombardiya’ya bakarak zamana karşı yarışta görece üstünlük kazanırken, kuzey İtalya’nın salgına tümüyle hazırlıksız yakalandığı değerlendiriliyor.    

Etkileyici seferberlik

Türkiye’de dillere pelesenk olan “İtalya olmak istemiyoruz!” düsturu bağlamında Çizme’den alınacak ilk ders dolayısıyla bir “Lombardiya badiresine geçit vermemek” olmalı. Salgının kontrolsüz yayıldığı alanlarda ivmeyi geri çevirmek, Çin’den fazla kurban veren bu ülkede görüldüğü üzere çünkü çok güç.  

İtalya’nın dünyaya örnek olduğu olumlu dersler de var. Bunların başında seferberlik geliyor…

Düne değin kimsenin ciddiye almadığı hafifmeşrep internet şöhreti “influencer”lardan tutun da Berlusconi’si, Lavazza’sı, Ferrero’su, Agnelli’sine dek ülkenin hatırı sayılır tüm işadamları “pamuk eller cebe”, hastaneler ve sağlık kurumlarına bağış yarışına giriyor. İlk 10 milyon Avro ile yarışı Berlusconi başlatıyor. Gazete okurları ve TV izleyicileri de karınca kararınca bütçeleri çapında maddi seferberliğe katkıda bulunuyorlar. 

Seferberlik salt parasal değil. Koronavirüs cephesindeki savaşta bir ayda 17 doktorun can vermesinin ardından emekli doktorlar da örneğin göreve davet ediliyor. Tıp fakültesinden çıkan çiçeği burnunda 10 bin mezun, “savaşın ön cephesine sevk edilen” uzmanların boşalttığı hastane koridorlarını geriden desteklemek üzere devreye giriyorlar. Benzer şekilde hızlandırılan zamanlamayla mezun edilen hemşireler, süratle Lombardiya cephesi hastanelerine sevk ediliyor.     

Bizler siperlerdeki evlerimizden kaygı verici bu haberleri sindirmeye ve yeknesak tempoyla birbirini kovalayan günlerimize anlam katmaya çalışıyoruz. Bu, bazen evimin önündeki meydanda hâlâ açık olan pazardan aldığım bahar çiçekleri, bazen dinlediğim bir müzik parçası oluyor. Akşamları saat 6’da normalde hiç selamlaşmadığımız komuşularla pencereye sıralanarak selamlaşmak ve tencere, tava, el çırparak karşılıklı “hâlâ buradayız, ayaktayız!” sinyali vermek başlıca sosyalliğimiz. 

Onun dışında saatlerimiz diziler, ilham verici WhatsApp mesajlaşmalarıyla geçiyor. Onları başka bir Sağnak ta yazacağım. Her perşembe ve pazar yeniden bu köşede buluşmak üzere.   


Yazarın Son Yazıları

Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020
Koronayla yaşlandık 26 Nisan 2020
Tsunaminin ardından 12 Nisan 2020
Virüsle yaşamak 9 Nisan 2020