Mafya Bir Folklor Oldu…

28 Aralık 2014 Pazar

Folklor dendiğinde bizde genelde hep “halk müziği” ve “halk oyunları” anlaşılır.
Oysa “folklor”, kapsamlı olarak “benimsenmiş, yaygın ve özgün halk kültürü” demektir.
Halkın kendi kültürüne ait olan her şeyi dışa vuruş ve ifade ediş şekli bu yüzden geniş genel “folklor” diye adlandırılabilir.
Bu bağlamda öyle anlaşılıyor ki mafya artık damardan “yerli folklorumuzun” parçası haline geldi.
Şöyle bir dizilere bakıyorum da…
Nerdeyse hemen hepsinde karizmatik bir “Baba” figürü var.
Çoğu kez üstelik “Baba”ların ev halleri gayet halim selim, pozitif, “saygılı” ve de “saygın” bir profille tanımlanıyor.
Karılarına örneğin son derecede saygılı oluyorlar.
Eşleriyle diyalogları hiç istisnasız eski Osmanlı beyefendileri uslubu ile _“Ziya Bey-Kıymet Hanım”; “Necip Bey-Zümrüt Hanım”; “Aziz Ağa-Mahur Hanım”…_ aktarılıyor.
“Ağa”lık ve “mafya babalığı” sanki hemen aynı şeymiş gibi, geçişken biçimde kullanılıyor. “Baba” ailelerine ait cenazeler, Holywood’un Sicilya mafyası cenazelerinde gördüğümüz üzere şatafatlı, görkemli tasvirlere konu oluyor.
Örnek derseniz.. birkaç sezon öncesinin -misal!-Firar dizisine bakabilirsiniz…
‘Valikonağı’ dizi gibi
Hafta içinde bizim penceremizin altında bir “Kalaşnikof” saldırısı ile yaşamını kaybeden Vedat Şahin’in cenaze töreni karelerini izledikçe, hayatımızın bir Türk dizisine benzediğini düşünmekten kendimi alıkoyamadım.
Cenaze için İstanbul’dan “özel uçaklar” kalkmış…
Binlerce kişi merhumu ağıtlarla karşılamış, 300 araçlık konvoyla cenazeyi havaalanından teslim alıp memleketine götürmüş…
Yeraltı dünyası ileri gelenleri, birbirleriyle yarışırcasına, gösterişli çelenkler yollamışlar…
Velhasıl dizileri aratmayan görüntüler bunlar.
Üç gün önce saldırının cereyan ettiği, evimin de bulunduğu “Valikonağı Caddesi”ne gelince, buradaki sahneler de “dizilere” özgü bir çabukluk ve tempo içinde değişti ve sanki çok acayip ve çok muazzam, sıradışı bir şey olmamış gibi hemen anında “işimize bakalım / business as usual” moduna dönüldü.
Civar işyerleri şimdi tam yılbaşı üstü “kanlı infaz”dan ötürü kriz yaşar, çalışamaz; kaldırım üstü kahveler, restoranlara -en azından büyük şokun etkisi geçene dek- kimse gelip artık oturmak istemez.. diye düşünmüştüm…
Ardından kendi saflığıma güldüm…
Daha olayın ertesi günü.. karşımızdaki et restoranı ağzına dek dolmuştu.
“Olay mahallini” görmek için gelen meraklılar nedeniyle olsa gerek, müşteriler bilakis artmıştı.

Nişantaşı’nda ‘keleş izleri’ sergisi
Bunun yanı sıra… Vedat Şahin ile korumasının “Kalaşnikof”la tarandığı çevre apartmanların önleri; meraklı, “donuk” bakışlarla saldırı yerini inceleyen “komşu” resmi geçidine sahne olmaktaydı.
Şahin ve korumasının düştüğü 157 numaralı “Burç Apartmanı” önündeki kaldırımda ve duvarlarda hâlâ 15 “keleş kurşunu” izi duruyor.
Sade “Burç” değil, yaklaşık 30 metrelik çapta alana yayılan çevrede “keleş” sıyrıkları ve delikleri her yerde görülüyor.
Bunlardan biri örneğin, kaldırım yamacında doğalgaz muhafazasını sıyırmış. Yani bir “doğalgaz patlamasıyla” sonuçlanabilecek faciadan kıl payı dönülmüş.
153 numaradaki “Ekim” Apartmanı girişindeki göz hastalıkları uzmanı Prof. Davut Kohen’in muayenehanesi camında halihazırda dev bir kurşun deliği göze çarpıyor.
“Burç”un yanındaki 155 no’lu “Ahenk” Apartmanı girişinde ise 5 kurşun izi sayılıyor.
Dışarı çıkan bir apartman mensubu, kurşunlardan birinin apartmanın ana giriş kapısından içeri girip antre duvarına çarptığını ve derken o duvardan sekip giriş dairesi kapısından dalarak içerde özel bir hanenin aynasına saplandığını aktarıyor!
“Ahenk”in ilk kat camlarını böyle “üç kurşun”, ikinci katı da 2 kurşun delip, oturma odalarına girmiş...
Yaşananların çok korkunç bir kâbus değil “sahici” olduğuna inanmak istercesine bu kurşun izlerini hâlâ dehşet içinde izleyen komşular, birbirlerine o gece yaşadıklarını aktarıyor.
Ürkek ürkek dışarı çıkan yaşlı bir kadın; “o gece korkudan ışıkları söndürerek karanlıkta oturduğunu” söylüyor.
Kızıyla kurşun yerlerini inceleyen genç bir anne; taksilere adresini artık “Nişantaşı” yerine “Teksas!” diye verdiğini anlatıyor.

‘Mafya zihniyettir’
“Kanlı infaz”, bu mahallede gitgide azalan özel apartman sakinleri üzerinde unutulmayacak, derin etkiler yaratmış…
Ama “ölenler ölür, kalan sağlar bizimdir” havasındaki işyerleri, kendisini artık her yerde dayatan genel bir yaşam yaklaşımına dönüşen bu “mafya folklorunu” önemsemiyor.
“Sicilya röportajlarım” sırasında mafyayı vaktiyle aslında bana tam da böyle tarif etmişlerdi:
“Mafya, öyle sandığınız gibi tekil, somut şahıslardan oluşan bir suç örgütünden ibaret değildir; kolektif bir zihniyet yapısıdır, bir düşünce biçimidir” demişlerdi:
“Mafya tarzı düşünceyi toplum olarak bir defa kabullenip içselleştirdiğinizde; bu mücadeleyi asla kazanamazsınız.”


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020