Nâzım Hikmet ile ‘Umudu’ Hatırlamak

08 Temmuz 2014 Salı

“Milenyum”a girerken, o yıllarda çalıştığım Milliyet gazetesinde, okurlarım arasında bir küçük anket düzenlemiştim.
Köşemde “Sizce arkada bıraktığımız yüzyılın en büyük Türk şairi kimdir ve şiirimizin en güzel dizeleri hangileridir?” minvalinde bir soru yöneltmiş; tercihlerini gerekçelendirerek bana iletmelerini istemiştim.
Posta kutum dolup taşmıştı.
Çoğunluk Nâzım Hikmet’i seçmiş; Hikmet için birbirinden güzel ve anlamlı şeyler yazmışlardı.
“Bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine…” diyenler; “Bireyin ve dünyanın özlenen ilişkisini bundan güzel anlatan bir dize olmadığı” için bu seçimi yaptıklarını söylemişlerdi...
“En güzel deniz / henüz gidilmemiş olandır, // en güzel çocuk / henüz büyümedi, // en güzel günlerimiz / henüz yaşamadıklarımız // ve sana söylemek istediğim en güzel söz // henüz söylememiş olduğum sözdür…”ü seçenler ise Nâzım’ı benzersiz bir “umut” ozanı olduğu için öne çıkarmışlar; onun “umudu en sade, en derin ve en güzel şekilde yansıtıyor olmasından” etkilendiklerini belirtmiş, şu saptamayı eklemişlerdi:
“Sevgi ve aklı; saflık ve öfkeyi aynı anda mükemmel bir yalınlık ve derinlikte yansıtıyor Nâzım Hikmet. Mücadelesinin içinde saflığını koruyor. Kişiliğinin sağlamlığı, güzelliğini ortaya koyan çok önemli bir meziyet bu.”

Karizması, tılsımı
Geçen hafta Londra’da bir sanat merkezinin Hikmet’i “son 50 yılın en büyük aşk şiirlerini yazan şairler” arasına yerleştirmesiyle… okurlarımın “Yüzyılın en büyük Türk şairi” seçimini anımsadım. Ve o yazımı hemen (30 Aralık, 1999) arşivden tarayıp çıkardım.
“Siz de tercihinizi belirtin” diyen okurlarım olmuş...
“Tereddütsüz benim de favorim Nâzım’dır!” yanıtını vermiş, ustanın Türk şiirini özgürleştirip bir büyük çığır açmasının ötesinde... şu değerlendirmeyi yapmışım:
“Benim seçimimin nedeni, Nâzım’ın ‘epik kişiliği ve serüveni’. Amerikalıların ‘bigger than life’ (hayattan da büyük) diye bir sözleri vardır ya. Öyle... Karizması, aşkları, tılsımı, kavgası, elle dokunulabilecek denli yakın; et ve kemik insanlığı... Bu tür seçimlerde insan, ismin taşıdığı ‘ışık halesine’ de kaptırıyor kendini. Evrensel ilk Türk şairi o. İdeolojik bakışların ayırt edici sınırlarının ötesinde, Doğu ‘yumuşaklığı’ ile, Batı ‘akılcılığının’ ürünü. Ve ‘küresel köyün’ oğlu.”
O gün bugün... Nâzım’ın “zamana meydan okuyuşunun ve dayanıklılığının nedenlerini” hep düşünürüm...
Nâzım Hikmet yaşadığı çağda ne denli güncelse, bugün de o kadar güncel.
Bizimle hâlâ çünkü; zamanın çok ötesine geçen, güçlü bir diyalog kurabiliyor.
Ölümü üzerinden yarım asır geçmesine karşın, dizeleri, hâlâ yüreğimizin en derin köşelerine işliyor ve bize değiyor.
Nâzım’ın bütün bu sıra dışı niteliklerini sayarken bugün hiç kuşkusuz mutlaka, “insanlığa ait en derin duyguları sözcüklere çevirmekteki rakipsiz ustalığını” ilave ederdim...
Aşk, yaşam, özlem, yaşamın uçuculuğu, kırılganlığı ve ölümün kaçınılmazlığı...
Hangi şair bu duyguları Nâzım’ın inceliği, derinliği ve gücüyle aktarabildi?
“…zifiri karanlıkta gidiyor tren / zifiri karanlığı severmişim meğer / kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften / kıvılcımları severmişim meğer / meğer ne çok şeyi severmişim de altmışında farkına vardım bunun / Prag-Berlin treninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek”... dizelerindeki o bıçak sırtı hüznü kim hiç banalleşme tuzağına düşmeden böylesine vurucu aktarabildi?

Nâzım’ı müziği ile buluşturan Livaneli...
Nâzım Hikmet Severmişim Meğer başlıklı bu şiiri ile “son 50 yılın en büyükleri” içinde yer aldı.
Ama ben onu, şiirlerinde bir o denli güçlü “umut” ve “hürriyet” vaatleri ile anmak istiyorum:“Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim / akar suyun / meyve çağında ağacın, / serpilip gelişen hayatın düşmanı… /...sana düşman, bana düşman / düşünen insana düşman / vatan ki bu insanların evidir / sevgilim onlar vatana düşman / çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına: çürüyen diş, dökülen et, / bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler, / ve elbette ki, sevgilim, elbet, / dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya, / dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle… / bu güzelim memlekette hürriyet...”
Hikmet’in tam “son 50 yılın en büyük şairlerinden” seçildiği gün, Nâzım’ın bu harikulade dizelerini duygu yüklü sesiyle okuyan, onları bir nakış gibi popüler müziğine işleyen ve müziği ile ardından kitlelerle buluşturan sevgili Zülfü Livaneli de; yaşam boyu sahiplendiği barış, özgürlükler mücadelesi ve ısrarlı bir “dava adamı” olarak... Fransa’nın prestijli “Legion d’Honneur” nişanı ile ödüllendirildi...
Nâzım Hikmet’i her daim bizlerle yaşattığı ve hiç unutturmadığı için ona da, bu vesileyle buradan selamımız olsun!  


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020