Şakağa Yaslanan Tabanca…

02 Nisan 2015 Perşembe

Olayın dehşeti tüm yüküyle omuzlarına binmiş… Kaçınılmazlığı sezilen sonun yolunda belli ki kendisini “kurbanlık” hissediyor…
Çünkü olabilecekleri herkesten iyi o kestiriyor…
Ama gelgelelim “yazgısını” değiştirmek için elinden hiçbir şey gelmiyor.
Mehmet Selim Kiraz’ın, bir kelime dahi etmesin; ses çıkartmasın, bağırmasın diye “ağzı kapatılmış”, şakağına tabanca dayanmış fotoğraflarına baktığımızda, savcının yüzündeki bütün bu duygu yelpazesini bir ayna gibi okuyoruz.

‘Kırmızı Salı’ kaderciliği
Bulunduğumuz durum itibarıyla yurttaşlar olarak aslında bizim de konumumuz ve içimizden geçen duygular fazla değişik değil.

Yaşamını yitiren savcının fotoğrafında o yüzden ben grup fotoğrafımızı görüyorum aslında.
Biz de savcının eli kolu bağlı çaresizliğine benzer bir çaresizlik yaşıyoruz. Bizim de şakağımıza dayanmış bir tabanca var adeta. Ve bizim de “ağzımız kapalı”!
Seçmen olarak bizler de 7 Haziran arifesinde rehin durumdayız ve bu “rehin olma” halini değiştirmek için elimizden hiçbir şey gelmiyor.
Marquez’in “Kırmızı Pazartesi” romanını bilirsiniz… Kolombiyalı yazar, önceden işleneceği malum bir cinayeti anlatır.
Kurbanın, kim tarafından öldürüleceği önceden bilinir, cinayet saati de işlemektedir. Ama hiç kimse bir önlem almaz.
Özgün adı “Önceden ilan edilen bir ölümün anlatısı/Cronica de una muerte anunciada” olan “Kırmızı Pazartesi”; kahredici bir kaderciliğin insanları teslim aldığı toplumun öyküsüdür.
Bizim de 7 Haziran’a önceden ilan edilen “provokasyon tehditleri”yle şimdi böyle yol alıyor olmamız; Marquez’in “Kırmızı Pazartesi”nden farklı değil.
Sonuçta bir “Kırmızı Salı” yaşadık. “Korkulan Oldu” başyazısında Cumhuriyet 7 Haziran’da bir partiyi, bir hükümeti değil bir rejimi seçeceğiz” saptamasını yaparak dün ekliyordu: “Hepimiz seçim öncesi provokasyon olur mu kaygısıyla bekliyorduk. O yüzden adliye baskını haberi geldiğinde
o ihtimalden kaygılananlar ‘Eyvah korkulan oldu’ diye sıçradı.

Dehşeti yaşadık ama şaşırdık mı? Hayır. Çünkü Türkiye’nin geçmişinde “Kırmızı Salı”lardan ne yazık ki çok var. Her kader kavşağında hep “provokasyon geldi, gelecek!” deniyor. Ama toplu bir tavır almak, “geçit vermeyeceğiz!” demek adına hiçbir şey yapılmıyor.

‘Türk mucizesi kâbus oldu’
Tunus gibi ufacık bir ülkede bile bakın pazar günü 70 bin kişi çıktı ve on beş gün öncesinin “müze terörüne karşı” barışçı bir yürüyüş düzenledi: “Tunus demokrasisini kurban vermeyeceğiz!” diyerek laikleri ve muhafazakârları ile ortak bir sivil toplum iradesi sergiledi.
Türkiye’nin de ortak şekilde böyle terörü lanetleyen, ama buna karşın Gezi’yi bu karanlık eylemle aynı kefeye sokma çabalarına da başkaldıran bir “barışçı, ortak tavır”ı ideal olarak ortaya koyması gerekir.
Ancak AKP iktidarlarının Türkiye’yi sürüklediği kutuplaşma ortamında böyle bir “toplu tavır” düşünmek ne yazık ki hayal.
Bu yazıda eylemin yurtdışı yankılarından da bahsetmek istiyordum ama artık yerim kalmadı…
Adliye baskınına” en büyük yer veren ülke kuşkusuz İtalya.
Türk mucizesi kâbusa dönüyor”, “Erdoğan ve derin devletin gölgesi”, “Karartma ve terörizm: Kara Salı”, “İki kez öldürülen Berkin” gibi başlıklarla Çizme basınında sayfalarla işlenen olay; İtalyanlara 70’lerin “Kızıl Tugay” terörizmini hatırlatıyor.
DHKP-C’nin Kızıl Tugaylar’dan birebir kopyaladığı sarı-kırmızı yıldızlı flamalar önünde çekilen savcının fotoğrafları; İtalya’ya Aldo Moro çapında cinayetleri hatırlatıyor ve anakronistik bir “zaman tüneli” etkisi yaratıyor.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020