Saray ve İktidar

30 Nisan 2015 Perşembe

VENEDİK - Büyük Konsey Salonu”; “Büyük Kanal” sularına bakan “Doçlar Sarayı/Palazzo Ducale”nin en görkemli noktası.
Tavanları sadece 12 metre yüksekliğinde...
Uzunluğu da 53 metre...
Kent meydanı büyüklüğünde bir yer neredeyse.
Başköşede, duvarı boydan boya kaplayan Tintoretto’nun “Cennet” tablosu asılı.
Tablonun tam orta yerinde “Tanrı’nın oğluİsa duruyor.
İsa’nın üzerinden yayılan ışık,“doçların lordlar kamerası” diye adlandırabileceğimiz bu mekânı aydınlatıyor.
Diğer deyişle “güç”ün kaynağı yukardan, Tanrı’dan geliyor.
İtalya’ya katılmadan önce; 7. yüzyıldan
18. yüzyıla dek bağımsız olan “Venedik Cumhuriyeti”, böyle işte gücün kaynağını “Tanrı”dan alan Doçlar tarafından yönetilmiş.
Latince “lider” / “reis” anlamına gelen “Venedik doçları”, gücün bu büyük meşruiyet kaynağına rağmen seçimle göreve gelirmiş.
Konsey Salonu”nun çepeçevre duvarlarında bin yılı aşkın Venedik’i yöneten “doç”ların portreleri duruyor.
Marini Falieri ismindeki bir “doç” hariç...
Falieri’nin portresi yerine bir “siyah örtü” asılmış.
Latince üzerinde “Burası suçlarından ötürü kellesi alınan Marini Falieri’nin yeri” yazıyor.
Falieri’nin “suçu”, meğer gücü fazla sevmekmiş.
Venedikliler, “Tanrı’nın oğlunun gölgesi” filan dinlemeden, “tiran” olmakla suçladıkları Falieri’yi alaşağı etmişler. Ebediyete kadar ibret olsun diye de saray duvarındaki resminin yerine bu örtüyü işlemişler.
Yıl 1355. Rönesans filan yok ortada. Ama “tiranlık”, 14. yüzyılda dahi Venediklilere fazla gelmiş.

Reis bildiğini okuyamıyor
Gotik mimarinin mücevheri sayılan “Palazzo Ducale”nin olağanüstü sanat değeri yanında en sıradışı yanı bu; devlet yönetiminin röntgenini çekmesi.
Venedik Cumhuriyeti, pek Fransız Devrimi’ne yetişemiyor. Fransız Devrimi Venedik’in çöküşüne rastlıyor. Venedik Cumhuriyeti, bu sebeple “güçler ayrımı”nı tanımıyor. Saray “güçler yapışıklığı” üzerine inşa edilmiş. Kısaca devletin tüm güçleri burada toplanıyor.
Doçların kişisel daireleri, divan, mahkemeler, parlamento, bir nevi RTÜK olan “devletin sansürcüleri” ve zindanlar dahil olmak üzere; tüm kurumlar “Palazzo Ducale” çatısında yer alıyor.
Yürütme, yasama, yargı.. özetle, teoride “reis”in elinin altında.
Ama rağmen “reis” bildiğini okuyamıyor.

Sınır koyan ‘devlet raconu’
Cumhuriyet”in esnetilmeyen kuralları; “reis”in “güç sarhoşluğu”na kapılmasını engelliyor ve “görev tanımı”nı sınırlıyor.
Topkapı gibi değişik dairelerden oluşan “Palazzo Ducale”nin bu yüzden en küçük bölümünde yaşıyor “doç”lar.
Buraya taşındıklarında, özel meskenlerinden yalnız kişisel eşyalarını getiriyorlar. Personelin parasını kendi ceplerinden ödüyorlar. Çiçek, parfüm, yiyecek dışında hediye alamıyorlar. Aile, eş, dost için “torpil” işletemiyorlar.
Törenlere başkanlık etmekle birlikte “yürütme”, “yasama”, “yargı”da hiçbir karar sahibi olamıyorlar.“Danışmanları”nı yanlarına almaksızın, huzurlarına yabancıları kabul edemiyorlar; elçilerden gelen mektupları dahi açamıyorlar. Ve makamlardan izin almaksızın Venedik dışına çıkamıyorlar...
Doç” özetle “devletin başı” olmakla birlikte devletin aynı anda “baş hizmetkârı”.
Bu yüzden ölümlerinde resmi yas tutulmuyor: “Esas olan cumhuriyettir” deniyor: “Ölen ‘doç’un yerini yenisi alır ama Cumhuriyet ölmez!” tesellisi ile avunuluyor.
Dört dörtlük bir “devlet raconu” mantığı.
Bu racon, doça asla boyun eğmiyor. Doç, tersine devlet raconu önünde eğiliyor.
Venedik’in “doçlar sarayı”, “mutlak iktidar nasıl kontrol edilir” üzerine baştan sona ders gibi.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020