Yarın korkusu

03 Mayıs 2020 Pazar

Venedik’in bahçeleri bu mevsimde mor salkım doludur. İstanbul’un erguvanları ve leylakları gibi tıpkı Venedik de mor salkımlarıyla ünlüdür.

Çok sevdiğim bu kente en son beş yıl önce gittim. Gotik malikânelerin huzur saçan bahçelerinden hep bu eflatun salkımlar fışkırıyordu.

Namı diğeri zaten “huzur ve esenlik sahibi” demek olan “Serenissima”, adıyla taban tabana zıt bir “gelecek korkusu”na odaklı bienale hazırlanıyordu.

Kentin en şık müzesi “Correr”de bienal doğrultusunda gene iki dünya savaşı arasında yaşanan “gelecek korkusu”nu işleyen bir sergi vardı.

İki savaş arasındaki muazzam altüst oluşun ardından iyi şeyler olmadığını ve faşizmin geldiğini hatırlatan sergi, insana karamsar düşünceler aşılıyordu.

Ama sonra kanallar arasındaki dar sokaklarda cıvıl cıvıl cirit atan turistlere karışıp, kentin mor salkımlı baharı ile yüz yüze gelince, bu tatsız duygulardan arınıyor, yeniden “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne sarıyordunuz.

İki aydır telefonuma düşen Venedik karantina videolarını izledikçe şimdi o son Venedik gezimi hatırlıyorum.

Vur patlasın çal oynasın... Sade turizme bel bağlayan ve hayatı hiç bitmeyecek bir tatilmiş gibi yaşayan bir kentle; “gelecek korkusu”nu o zaman bağdaştıramamıştım...

Ama sanatın hep şaşırtıcı olan bir kehanet yanı var. Asla değişmez, sarsılmaz olduğunu varsaydığımız “Serenissima” refahı, neşesi ve dinginliği iki aylık karantinayla yerle bir oldu. Huzurun yerini ağır kaygılar aldı.

Sosyal bomba

Venedik’i Venedik yapan müzeler, tiyatrolar, oteller, restoranlar, butikler, hâlâ hep kapalı. Ufukta uzun süre turistlerin izi olmayacağı için, bu mekânlar kolayına açılmayacak.

Geçen yüzyılın ortalarında kentin 160 bin olan nüfusu zamanla 50 bine inmiş. Kalan Venedikliler de şimdiye kadar hep turizmle yaşamışlar. Böyle bir yerde turizmin ölümü, kentin yaşam damarlarının kesilmesi demek.

Venedik’in sembolü sayılan “Harry’s Bar”ın sahibi Arrigo Cipriani bile restoranının kapılarını açmayacağını söylüyor. Yaklaşık yüz yıldır, 1931’den bu yana faaliyet gösteren lokantası yalnız İkinci Dünya Savaşı’nda kapanmış. Şimdi Covid’le kapanıyor.

Benim lokalim bir buluşma yeri. İnsanlar buraya sosyalleşmeye geliyor” diyerek anlatıyor bu kararının gerekçelerini Cipriani:

Masalar arasına iki metre mesafe konacak dendiğinde burası keyif mekânı olmaktan çıkar. Karantinanın ardından o sebeple restoranı açmayacağım. Çok işletmeci benim gibi düşündüğü için çok yer kapanacak. Şimdiye kadar tanık olmadığımız çapta bir sosyal kriz yaşanacak.

İtalya’da buna “sosyal bomba” deniyor.

Sosyal bomba” korkusu yalnız Venedik’e özgü değil. Venedik bir buzul dağının ucu sadece. “Çizme” baştan aşağı bu korkuyla yaşıyor.

Ülkede 50 bin restoranın açılmayacağı, bu sebeple sadece bu sektörde 350 bin kişinin işsiz kalacağı söyleniyor.

Sosyal dramın yanında aynı zamanda bu, İtalya’nın alametifarikası yeme içme kültürüne de büyük bir darbe demek.

Burjuvazinin sonu

Roma’da yaşadığım mahallede örneğin en yakınımdaki dört restoranın üçü kapanacak.

Açık kalabilmek için aralarında en dişli mücadeleyi veren dördüncü lokanta “Rosetta” da evlere servis yapan bir “sipariş” formatına geçecek.

Roma’nın gerçekte en mükellef balık lokantası olan Rosetta’da bundan böyle başkentli politikacıları göremeyeceğiz.

Bir dönem İstanbul’da da restoran açmayı düşleyen ve babadan kalma lokantasında yemekleri bizzat pişiren şef Massimo Riccioli de Cipriani’nin söylediklerini tekrarlıyor.

Online sipariş işinin de akıbeti belirsiz” diyor: “1966’dan beri bulunduğumuz bu küçük sokaktaki yerimizi biz de kapatmak zorunda kalabiliriz!

Tüm bunlar, İtalya’yı İtalya yapan neşeli, keyifli, bol gürültülü “trattoria” kültürünün sonunun geldiğini haber veren işaretler. Sırf o da değil, bir “Il Giornale” yazarının hatırlattığı gibi, “burjuva kültürünün de bu şekilde giderek sonu geliyor.

Burjuvazi kültüründe restoran salt karın doyurmak için değil, sohbet etmek, tanışmak, iş veya duygusal bağlamda yeni ilişkiler kurabilmek için gidilen bir yerdir” diyor yazar: “Yemek adabı restoranla gelişti. Bundan böyle önümüzde yol yordam tanımayan dijitalleşmiş kitle insanları bulacağız. Restoranın sonu, ulus kimliğini oluşturan mutfak geleneklerine de darbe indirecek...

Yitirilen bir dünyanın son demlerini izler gibiyiz.


Yazarın Son Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020
Roma açık şehir 28 Mayıs 2020
Umut, korku ve öfke 21 Mayıs 2020
Nefretin zaferi 17 Mayıs 2020
Yeni virüs sarışın 14 Mayıs 2020
Şalom aleykem 10 Mayıs 2020
Yarın korkusu 3 Mayıs 2020