Olaylar Ve Görüşler

Alman hekimler Türkiye yolunda - Dr. Ömür TANYEL

27 Ocak 2022 Perşembe

Son günlerde artan şekilde, hekimlerin isyanlarını yansıtan yazılara, görüntülere rastlamak mümkün. Gerek hekime şiddetin tüm tedbirlere (!) rağmen artışı gerek değersizlik hissi gerekse maaş politikaları nedeniyle sadece meslekten değil, memleketten de kaçış hikâyeleri gündemde. Altı yıllık tıp fakültesi eğitimi sonrası herhangi bir dalda uzmanlık yapmak, eğitim dönemleri ve sonrasında hekimlerin çoğunluğunun hayali olmuştur. Bunun içinde tıpta uzmanlık sınavı (TUS) denen bir yerleştirme sınavı mevcuttur. Yıllar içerisinde maalesef bir endüstriye dönüşen bu sınava hazırlık platformlarının yerini günümüzde Almanya’ya yerleşip orada çalışmak için Almanca kurslarının almakta olduğu da gözlenmektedir. 

Bu konunun önemli olduğu, çok kapsamlı sosyolojik analizler gerektirdiği bir gerçek. Lakin çok da uzak olmayan bir geçmişte, yaklaşık 80-90 yıl önce, ülkemizin Alman hekimlere ve bilim insanlarına bir göç kapısı olduğu da hafızalarda ve tıp tarihi kitaplarında kalmış bir durum. Gelin o günlere bir göz atalım...

BÜYÜK FIRSAT

Atatürk, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte, her alanda düzenleme ve düzeltmelere yönelmişti. Bu düzenlemelerden biri de o zamana dek gerçek anlamda yükseköğretim kalitesinin çok gerisinde kalmış üniversite yapılanmasıydı. 1933 yılındaki üniversite reformu, pek çok yenilikleri de beraberinde getirdi. Reformla birlikte, o zaman tek yükseköğretim kurumu olan İstanbul Üniversitesi’nde, yetişmiş ve donanımlı öğretim görevlisi ihtiyacı doğdu. Bu donanımdaki kişilerin nereden, nasıl bulunacakları düşünülürken zamanın çarkları da çalışmaktaydı. Almanya’da yönetime ağırlığını koyan nasyonal sosyalistlerin antisemitik uygulamaları başlamış, üniversitelere kadar yansımıştı. Alanında deneyimli pek çok bilim insanı, Almanya’yı terk etmek zorunda kalırken genç Türkiye Cumhuriyeti de bir fırsat olarak bu isimlerin karşısına çıkmıştı.

REŞİT GALİP VE PHİLİPP SCHWARTZ

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip, reformun ve gelecek öğretim üyelerinin organizasyonundan sorumluydu. Almanya tarafında ise meşhur patoloji doktoru Philipp Schwartz görüşmelere öncülük ediyordu. Kim nasıl gelecek, hangi koşullarda çalışacak sorularına yanıt aranıyordu. Schwartz o dönemde Reşit Galip’le karşılaşmalarını şöyle anlatır:

“Ankara’da uzun bir masa. Masanın başında Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip... Saat 21.00’de toplantıdan çıktığımda, benden büyük bir merakla haber bekleyen İsviçre’deki arkadaşlarıma telgraf çektim: ‘3 değil, 30.’ 30 sonra, 300 oldu.” 

Reşit Galip

Schwartz’ın 300 dediği, Hitler rejimi nedeniyle ülkesinden kovulan 300 bilim insanıydı. Sadece 3 bilim insanı getirebilmek, belki de Hitler rejiminden kurtarabilmek için görüşmelere başlamışlardı. Ama dönemin Türkiyesi 300 Alman bilim insanına kucak açmıştı. Bunların hepsi tıp alanında değildi elbette. Mimarlıktan arkeolojiye, botanikten diş hekimliğine pek çok alanda öncü isimler vardı. Sadece İstanbul’daki değil, Ankara’daki yükseköğretim kurumlarının da nüvelerini yaratacaklardı.

Tıp alanında kimler yoktu ki... Görüşmeleri yöneten Schwartz, zaten dünyaca ünlü bir sinir sistemi patoloğuydu. Türk vatandaşı da olmuş, ilk patolojik anatomi enstitüsünü kurmuştu. Onunla birlikte Türkiye’ye gelecek isimlerin listesini hazırlayan Erich Frank, iç hastalıkları alanında duayen bir isimdi. İlklere imza atmıştı. Hatta ağızdan alınabilen ilk şeker hastalığı ilaçları, onun buluşuydu. Frank öyle sevildi, ilgi gördü ki, 1957’de vefat ettiğinde devlet töreniyle uğurlanarak Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi. Rudolf Nissen diğer bir önemli isimdi, cerrahtı. Dönemin popüler peptik ülser ameliyatını kendi adıyla literatüre geçirmişti. Türkiye sonrası yıllarında da ünlü fizikçi Albert Einstein’ın doktorluğunu yapmıştı. Türkiye’de çocuk hastalıklarının önder isimlerinden Albert Eckstein, radyoloji alanının unutulmazı Friedrich Dessauer, İstanbul Üniversitesi’nde fizyoloji alanının kurucusu Hans Winterstein bu isimlerden diğer birkaçı... 

SORUN KÖKÜNDEN ÇÖZÜLMELİ

Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde, tüm bu isimler ülkemizde rahat bir çalışma alanı bulmuş ve anılarında övgüyle söz etmişlerdir. Bu, günümüz gerçeklerinden yola çıkarak bizleri geçmişe götüren tersine bir göç hikâyesidir. Şu an her ne kadar romantik duygularla okusak da o dönem insanlarının hikâyelerinin özünde bir dram vardır. Zaman ve şartlar değişik olsa da bir nevi göç ve kaçış isteği olduğu yadsınamaz. Kök nedenler bulunup çözüm yoluna gidilemezse, tarih, farklı sebeplerle de olsa, tekerrür etmeye çabalayacaktır.

DR. ÖMÜR TANYEL

BEYİN VE SİNİR CERRAHİSİ UZMANI


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları