Olaylar Ve Görüşler

Atatürk ile alıp veremedikleri… - Uluç GÜRKAN

31 Temmuz 2020 Cuma

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Atatürke dil uzatılmasına asla izin vermeyiz” demiş ve eklemiş: Diyanet işleri başkanımız da böyle bir amacı olmadığını açıkça beyan etti…”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise önce Diyanet işleri Başkanı’nın sözlerini Atatürke lanet şeklinde tavzih edenler bu ülkeye en büyük kötülük yapan sorumsuzlardır” diye buyurmuş, sonra lütfetmiş: Atatürke hakaret ve hıyanet vatan hainliğidir…”

Her iki açıklamada da görünüşte Atatürk sahiplenmektedir. Ancak Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın da özellikle kollandığı dikkat çekmektedir. Dolayısıyla ne İbrahim Kalın ne de Devlet Bahçeli fazlaca inandırıcı olmaktadır.

Ayasofyanın cami olarak açılışında Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın hutbesinde elinde kılıç, vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” ifadesi, adını anmasa da doğrudan Atatürke yöneliktir. Kim hangi gerekçeye sığınırsa sığınsın, hangi mazereti üretirse üretsin bu hezeyanı saklayamaz.

EGEMENLİK DE HEDEFTE

Ötesinde, burada Atatürke sadece bela okunmuş değildir. Atatürk’ün şahsında, bilerek ya da bilmeyerek Türkiyenin bağımsızlığı ve Türk ulusunun Anadoludaki egemen varlığı da hedef alınmıştır…

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşenerin Atatürk ile alıp veremediğiniz nedir; Yunanın, İngilizin, Fransızın Atatürke düşman olmasını anlarım ama siz nasıl düşman olursunuz” sorusunun yanıtı da sözün bittiği bu noktadadır.

Ortalıkta sözde İslamcı bir güruh var. Bunlar, Yunan ordusu Hilafet ordusudur” diye fetvalar yayımlayan, bu ordu denize dökülünce Yunanistana kaçıp burada Türklükten çıktığını” ilan eden Mustafa Sabri ve Mustafa Kemale idam fetvası veren Dürrizade Abdullah gibi Osmanlı Şeyhülislamlarının ardıllarıdır. Onların ihanet çizgisini sahiplenmektedirler.

LOZAN’IN EŞSİZLİĞİ

Türkiye Cumhuriyetinin Hıristiyan Batı’ya dini anlamda ciddi ödünler verilerek kurulduğunu öne sürüyorlar. Atatürk, İnönü ve silah arkadaşlarının Lozanda laiklik temelinde dinsiz bir ülke sözü vererek Batı’nın icazetini, onayını aldığını, Türkiye Cumhuriyeti de bu pazarlığın sonucunda hilafetsiz, saltanatsız bir esaret düzeni olarak kurgulandığı safsatasına inandırılmışlar.

Bu safsata doğrultusunda, Türklerin Anadoludan sökülüp atılmasını ve burada yeni bir Hıristiyan Yunan İmparatorluğunun kurulmasını öngören Sevri, bu topraklardaki Türk ve Müslüman kimliğinin tapu senedi olan Lozana yeğleyebiliyorlar. İstanbulun hilafet ve saltanat merkezi olarak kalması karşılığında Türklerin Anadolu içlerinde küçük bir toprak parçasında yarı sömürge” düzenine mahkûm edilmesini içlerine sindirebiliyorlar.

Türkiye Cumhuriyetinin bugünkü sınırlarında bir dünya devleti olarak yeniden doğumunu gerçekleştirdiğini göremiyorlar. Ünlü tarihçi Arnold Toynbeenin sözleriyle, tarihte eşi olmayan bir olay” olan Lozanda, yenilmiş, parçalanmış bir ulusun, bu harabe içinden ayağa kalkması ve savaşın galibi dünyanın en büyük uluslarını dize getirerek her isteğini kabul ettirmesini algılayamıyorlar. Lozan’ın maddelerini çöpe atmaktan söz edebiliyorlar.

Oysa, Birinci Dünya Savaşı sırasındaki İngiltere başbakanı Lloyd George, Başbakanlıktan düştükten sonra 28 Ağustos 1924 günlü Daily Telegraph gazetesinde yazdığı makalede Lozan’ı Batı dünyası için bela olarak nitelemiştir: Türkiyenin Lozan başarısı, (...) beladır. (...) Sevrden Mudanyaya bir geri çekilmedir, Mudanyadan Lozana ise tam bir bozgundur!”

İHANET ÇİZGİSİ

ABDli diplomat James Grew’ün sözleriyle Lozan, Hıristiyanlığı çarmıha geren” bir beladır.

Bizim sözde İslamcılarımız, kurtuluş ve kuruluş günlerinden beri işte böyle bir belayı defetmeye uğraşıyorlar. Keşke Yunan galip gelseydi ne hilafet yıkılırdı ne şeriat... Ne medrese lav edilirdi ne hocalar asılırdı. Hiçbiri olmazdı” diyebilen bir meczubun peşinde ihanet çizgisinde tepiniyorlar..

Bu ihanet hezeyanına karşı mücadele yılmadan, usanmadan tam bir kararlılıkla sürdürülmelidir. Bu konuda aman dindarları küstürmeyelim, onlara şirin görünelim” aymazlığı, meydanın bir avuç sözde İslamcıya bırakılması anlamına gelir. Bu doğru ve gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Uluç GÜRKAN

Eski Meclis Başkanvekili


Yazarın Son Yazıları