Olaylar Ve Görüşler

Boğaziçi Üniversitesi’nde Olanlar: Bir Anı ve Korkum - Prof. Dr. Hasan YAZICI

23 Temmuz 2021 Cuma

1978 yılıydı, yeni doçent olmuştum. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Fakülte Kurulu’nda zamanın milli eğitim bakanı Necdet Uğur’un öncülüğünde hazırlanmış yeni bir yükseköğretim yasa taslağı tartışılıyordu. Taslağın olabildiğince merkeziyetçi ve şoven olduğu, yasalaşırsa zaten şah olan ülkem üniversitelerini şahbaz kılacağı doğrultusundaki görüşlerimi dile getirdim.

Hocalarım dediklerimi daha dün bir bugün iki, bu ukala yeni doçent üniversitenin nasıl yönetileceğinden ne anlar gibi dinlediler. Sonunda fakültemizin resmi görüşü ne oldu bilmiyorum ancak söz konusu taslak TBMM’ye hiç gelmedi.

TEHLİKELİ ALGI

İki yıl sonra, önce 12 Eylül, ondan bir yıl sonra da YÖK karabasanı geldi. 12 Eylül’ün ünlü “our boys”ları meşum amaçları doğrultusunda ülkemiz üniversitelerinin susturulması gerektiğini önkoşul olarak görüyorlardı. Yeni anayasadan bir yıl evvel başımıza YÖK’ü getirdiler. Ancak burada, fazla bilinmeyen bir ayrıntı vardı. YÖK yasası demin sözünü ettiğim Necdet Uğur yasa taslağında önerilenlerle büyük bir uyum içindeydi. Anımsatmama gerek var mı? YÖK hâlâ başımızda.

Bir korkum var. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki cesur ve onurlu direniş kamuoyunda adeta ülkemiz üniversitelerinin ana sorununun rektör seçimleri olduğu yanlış algısını doğurdu. Hatta muhalefetten Bir üniversitede hoca dahi olamayacak bir kişi nasıl, o üniversiteye rektör olur?” diye bir görüş geldi ve bu görüş rektörlük kurumu hakkında adeta son söz gibi basında tekrarlanıp duruyor. Çok yanlış. Üniversite hocalığı ayrı, rektörlük ayrı. Örnek vereyim: Akademisyenlikle hiç ilgisi bulunmayan Kemal Kurdaş’ın rektörlüğü sırasında ODTÜ değil ulusal, uluslararası düzeyde bir mükemellik örneği haline geldi.

Altını çizeyim. ODTÜ’yü böyle bir mükemmellik örneği yapan Kurdaş’tı demiyorum. Mükemmellik ODTÜ’nün hocaları, öğrencileri ve diğer çalışanlarının eseriydi. Kurdaş bu mükemmeliğin oluşmasının sadece yolunu açtı. İşte bir üniversite rektörünün de ana, belki de yegâne görevi budur. Prof. Cahit Arf’ın ünlü “Üniversiteler kurulmazlar, olurlar” deyişini hatırlayalım. Rektör işte o olmayı” kolaylaştırandır.

MERİTOKRATİK UNSURLAR

Değindiğim yaygın ve yanlış algı esasında daha derin bir sorunun göstergesi. 1981 YÖK’üyle birlikte üniversitelerimiz olağanüstü bir merkeziyetçi yönetim altına girdi. Buradaki temel sorun politik atamayla gelmiş bir başkan ve bir grup YÖK üyesinin kendi akıllarını üniversitelerimizin ve onların tüm paydaşlarının akıl ve deneyimlerinden daha üstün görmeleriydi. Bu 40 yıldır süregeliyor.

Peki güncel endişem, korkum tam ne? Ülkemiz, eski deyişle, bir seçim sath-ı mailine (seçime giden eğik düzlem) giriyor. İktidar oy telaşı nedeniyle her türlü popülizme, tavize yatkın. Üniversite kavramının meritokratik unsurlarını göz ardı eden bir yükseköğretim yasası seçim hesapları açısından çok işlevsel olabilir. Böyle bir yasaya korkarım muhalefet de yine oy kaygısıyla pek direnç göstermez.

Korkumun yersiz olmadığını düşündüren iki önemli veri var. YÖK başkanı son zamanlarda, ne hikmetse, 40 yıllık YÖK’e Yeni YÖK” diyor. Ayrıca bu Yeni YÖK” Kasım 2021’de çok geniş katılımlı bir Birinci Yükseköğretim Şûrası toplayacak. Hayret, YÖK 40 yıl sonra ilk kez kendini sorguluyor. Duyuruda ilginç bir “şecaat arzı” da var: Şûrada oluşacak görüşler değerlendirilmek ve hayata geçirilebilmek için YÖK Genel Kurulu’na sunulacakmış.

ÖNEMLİ VERİLER

Özetle korkum, içinde bulunduğumuz seçim sath-ı mailinin ülkemiz üniversiteleri için de bir sath-ı mail oluşturup eldeki az sayıda düzgün üniversitenin de bir daha hiç toparlanamayacak şekilde kayıp gitmesi.

Evrensel üniversitelere kavuşabilmede en büyük engel, bir türlü aşamadığımız merkeziyetçiliktir. Ancak aranızda, 200’ü aşan sayıda üniversiteyi en azından izleyecek, eşgüdümü sağlayacak YÖK gibi bir kurum mutlaka olmalı diye düşünenler olduğuna da eminim. O durumda, evet diyorum, böyle bir kurum olabilir ancak onun da ana işlevi üniversitelerin merkezden bağımsız çalışmalarını korumak ve kollamak olmalı.

PROF. DR. HASAN YAZICI

İÜ EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ / BİLİM AKADEMİSİ ÜYESİ


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları