Olaylar Ve Görüşler

Cumhuriyetin aydınlık bir çocuğu: Ergun

31 Aralık 2018 Pazartesi

Ergun, ülkemizi kör karanlıklara sürükleyen şarlatanların karabasanında yüreğimin orta yerinde bir aydınlık umut ışığı olageldi ve olagidiyor!

Atatürk’ün dehasıyla ulusumuzu bilgisizlik ve geri kalmışlık bataklığından çıkarıp kısa sürede çağdaş uygarlığa eriştirme yolunda büyük kazanımlar sağlayan Cumhuriyet devrimi, onun ölümünden sonra da gerekli altyapı yenileşmeleriyle sürdürülemediği için, Cumhuriyet düşmanı derebeylik artığı güçler ve onların beslemeleri, yeniden toplumsal örgütlenmede söz sahibi oldular. Eğitimin aydınlığı uzun süre söndürülemedi, ancak aşama aşama zayıflatılarak aydınlatan değil, karartan, gerçeklikleri çarpıtan bir sözde eğitim düzenine gelindi.
Yetmişli yıllarda, modern eğitim yapılan deneme liselerinde deneye dayalı evrim biyolojisi okutulurken bugün gençlerin kafası hurafelerle dolduruluyor. Ancak, her türlü gerici karartmaya karşın bu anafordan kendisini kurtarabilen gençlerimizden umudu kesmiş değiliz. Çünkü, tüm insanlık karanlıkları yara yara bugünlere geldi.

Ergun’un gözleri
İstanbul Kadıköy’de, 50. Yıl Tahran Lisesi’nde yirmi altı yıl önceki felsefe öğretmenliğim sırasında bir yıl süreyle öğrencim olan Ergun bu yazının konusu. Tertemiz, yakışıklı bir son sınıf öğrencisi. Güzel, kara gözleri sonsuzluğa bakıyor. İç dünyası, beyni ve duyguları ışıl ışıl aydınlık olan Ergun’un gözleri görmüyor.
Onlara, felsefenin çağların içinden süzülüp gelen aydınlığını anlatıyor, sorgulamayı ve o olmaksızın hiçbir yargının güvenilir bir doğruluk değeri taşıyamayacağını kavratıyorum. Okutma görevi o yıl için bana verilmiş, seçmeli ekonomi dersinde, sözüm ona bir profesör tarafından yazılmış ve kapitalizmin yalanlarıyla karman çorman edilmiş ders kitabını bir yana atıp, üretilen ürünlerin gerçek değerinin istem-sunum (arztalep) aldatmacasına göre değil, onların içerdikleri emeğe göre oluştuğunu, toplumun ortak yararı için değil, anamal (sermaye) sahiplerinin çıkarları için işleyen kapitalist ekonominin Atatürk’ün kurduğu ve en zor koşullarda ülkemizi yüceltip geliştirmiş olan devletçilik düzeninden uzaklaşmayla ortaya çıktığını anlatıyorum.
Benim sesim dışında sınıfın sessizliğini Ergun’un özel yazı makinesinde eliyle “tak-tak...” diye vura vura kabartma yazılarla ders notlarını tutarken çıkan sesler bozuyor.

Karanlığa tutsak
Öğretmenliğim süresince her yılın sonuna doğru haftada bir saatlik dersimi “Sokrates’in Savunması”na ayırmaya çalıştım. “İnsanın yolunu aydınlatacak tek erdem bilgidir. Gençleri bilgiyle donatalım. Devleti şarlatanlar değil, bilgili, erdemli insanlar yönetsin. Oysa gençler şarlatanların eline verilmiş, devleti şarlatanlar yönetiyor!” diyen ve bu “büyük suç”u nedeniyle yetmiş yaşında ölüm cezasına çarptırılan dâhi filozof Sokrates’in 2 bin 500 yıl ötelerden saçtığı ışığı öğrencilerimin önüne tutmak öğretmenliğimin bana yüklediği bir görevdi! O yıl Ergun’un sınıfına da böyle bir çalışma yapacağımız konusunda söz vermiştim. Ancak giderek yıl sonu yaklaşıyor, ama ben biraz yavaş davrandığım için gecikiyordum. Bir gün Ergun koltuğunun altında bir kitapla geldi sınıfa, gözlerini sonsuzluğun boşluğuna dikerek kitabını bana uzattı ve “Öğretmenim” dedi, “söz vermiştiniz!”:
“Sokrates’in Savunması”. Çok duygulandım ve bu duygu seli ta 12 yaşındayken okuduğum bir kitabın son sözlerini alıp getirdi, şimşek gibi, beynimin ortasında patlattı: “Yolumun üstünde, gözleri gördüğü, kulakları işittiği halde hiçbir şey görmeyen ve işitmeyen insanlarla karşılaştım. Görmeden bakmaktansa insanın körlüğün sonsuz gecesinde yol alması bence daha iyi!” Bu söz, bir buçuk yaşındayken geçirdiği bir hastalıktan sonra görme ve işitme yetilerini yitirerek sonsuz bir karanlık ve sonsuz bir boşlukta seksen sekiz yıl yaşayan, Amerikalı Helen Keller’indi. Engellenişine tutsak, ama karanlığa tutsak olmayan bu dâhi çocuk, kendisindeki gizil gücü fark edip, onu eğitme sorumluluğunu üstlenen özel öğretmeninin çabalarına yanıt vererek, yazmayı ve konuşmayı öğrendi, üniversite öğrenimi de görerek, karanlık dünyalarında yol alanlar için yetkin bir eğitim uzmanı oldu; onlar için yazdığı eğitici kitaplar yanında kendi trajik yaşamının öyküsünü de yazdı.

Yalan dolan bataklığı
Ergun, ülkemizi kör karanlıklara sürükleyen şarlatanların karabasanında yüreğimin orta yerinde bir aydınlık umut ışığı olageldi ve olagidiyor! Yıllar sonra, aradan yirmi beş yıl geçmişken, bir gün Maltepe Sağlık Müdürlüğü’ne gitmem gerekti.
Giriş kapısının tam karşısında, ön yüzünde “Danışma” levhası bulunan bölmedeki delikanlı, yüzü bana dönük, ama sonsuzluğa bakıyor, “Buyrun” dedi, “yardımcı olayım!” Şaşkınlık ve heyecandan donakaldım, Ergun’du bu! O da göremiyordu, “Sen Ergun musun” diye sordum, “Hayır” deyip adını söyledi, bense dakikalarca hiçbir şey söylemeden kalakaldım oracıkta ve sonra durumu açıkladım ona, Ergun’un aydınlığını paylaşırcasına mutlu oldu. Benim gördüğüm, içinde yaşadığımız kör karanlıklar dünyasındaki bu şarlatanlıklar, madrabazlıklar, yalan-dolan bataklığında karşıma çıkan bir seraptı sanki, Ergun’un aydınlığı o denli etkilemiş beni!  

H. İbrahim Işık
Emekli Felsefe Öğretmeni


Yazarın Son Yazıları