Olaylar Ve Görüşler

Demokrasilerin ruhu: Eleştiri ve muhalefet özgürlüğü

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Dünyada çok az ülkenin yazar ve aydını, ülkesinin ve toplumunun iyiliği için samimi düşünce ve kanaatini ifade etmesi dolayısıyla Türk yazar ve aydını kadar dışlanmaya, itilip kakılmaya, çeşitli mağduriyetler yaşanmıştır. Cumhuriyet öncesinin bu alanda bir çölden farksız olduğu malumdur. Cumhuriyetten ve çok partili siyasal hayata geçildikten sonra da bu mağduriyetler büyük ölçüde sürmüş; Türkiye, muhalefete ve muhalif düşüncelere özgürlük tanımada bir türlü demokratik kriterleri ve çağdaşlığı yakalayamamıştır. Bu ülkenin bu kusuru, bu zaafı son yıllarda daha da artmış; birçok yazar, aydın, akademisyen düşünceleri ve kanaatleri yüzünden ya görevlerinden alınmış ya da ayrılmak zorunda bırakılmışlar ve çeşitli mağduriyetler yaşamışlardır. Halen bu mağduriyetler sürmektedir.
Bir rejimin demokrasi sayılabilmesi için birçok kriter sıralanabilir. Bunlardan ilk üçü ancak şunlar olabilir:
1- Özgür seçimler ve sandığın belirleyiciliği,
2- Muhalefet ve eleştiri özgürlüğü,
3- Siyasal iktidarın ve onun icraatlarının denetlenebilirliği.
Bu üç esas bir demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. Muhalefet yapmanın engellendiği, eleştiri hak ve özgürlüğünün işlemediği, şu veya bu şekilde kısıtlandığı bir rejim için de “demokrat” nitelemesinde bulunulamaz. Çünkü demokrasinin özü ve ruhu eleştiri ve muhalefet özgürlüğüdür.

Aydın tutarlılığı
Mağduriyetlerini söz konusu ettiğimiz aydınların ayırt edici özellikleri; siyasal iktidarların, herhangi bir fikrin, herhangi bir ideolojinin fanatiği, militanı olmamalarıdır. İnandıkları doğrulardan, samimi kanaatlerinden mevki ve çıkar uğruna asla taviz vermemeleridir. Sempati duyduğu politikaları desteklemek, antipati duyduklarını da karalamak amacıyla gerçekleri çarpıtmaya kalkışmamalarıdır. Kısaca, olduğu gibi görünmekte, göründüğü gibi olmakta ısrarlı olmalarıdır.
Bu topraklarda sayıları her zaman az olan bu karakterdeki yazar ve aydınların değerinin çok iyi bilinmesi gerekirken ülkemizde tam tersi oluyor ve böyleleri görüş ve düşünce beyan edebilecekleri her yerden kovuluyor. Bu da ortak aklın devre dışı kalmasına yol açıyor.
Böyle bir gidişatın toplumun aleyhine doğurduğu sonuç ise tabandan tavana yönetimin bütün katlarında liyakatin değil sadakatin geçerlilik kazanmasına yol açması oluyor. Varılan yer, yönetimde zaaf ve her alanda işlerin kötüye gitmesidir. Bugün o noktadayız.
Değerli yazar Ahmet Haşim’in “Her fikir otlağından topal ve yaralı bir hayvan gibi sopa ile, taşla, tekme ile uzaklaştırılan münekkit, insan zekâsının en etkili hizmetkârlarından biridir” sözündeki “münekkit”e “muhalif”i de eklersek; yetki, güç ve iktidar sahiplerinin en yararlı dostlarının şakşakçıları, destekçileri değil; eleştirenleri ve muhalifleri olduğu daha iyi anlaşılır.

Somut örnek
Çağımızın gelişmiş ülkelerinde muhalefetin ve özgür düşüncenin değerinin nasıl bilindiğinin göz alıcı örnekleri bulunmaktadır. İşte size çok bilinen bir örnek:
Fransa’da 1960’larda muhalif yazar ve filozof Jean Paul Sartre, Cumhurbaşkanı De Gaulle’e birçok icraatı için acımasız eleştiriler yöneltiyormuş. Yakın çevresi De Gaulle’ü kışkırtıyormuş:
- Sayın Başkan, Sartre’ın yaptığının bu kadarı da fazla! Kim olursa olsun herkes haddini bilmeli. Siz her şeyden önce Fransa’yı temsil ediyorsunuz!
De Gaulle, bunlara hiç beklemedikleri ve düşünmedikleri bir cevap vermiş:
- Sartre, Fransa demektir! Evet, ben Fransa’yı temsil ediyorum, ama dünya çapında bir yazar ve filozof olarak Jean Paul Sartre da Fransa’yı temsil ediyor.
Ne yazık ki bizde ülkeyi yönetenler, liderler; muhalif aydınlara yaklaşmada hiçbir zaman böyle bir anlayış seviyesine ulaşamadılar.

İsmail Özcan
Eğitimci/Yazar


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları