Olaylar Ve Görüşler

Eleştirmek Özgürleştirir! - Av. Hüseyin ERSÖZ

07 Eylül 2020 Pazartesi

Bilinen bir söylemdir, eleştirmek özgürleştirir”. Bu sebeple ifade hürriyeti, özgürlükler rejimi demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Ancak siyasi iktidarları çoğu zaman rahatsız eden ve “çizdikleri sınırlar” içinde kullanılmasını bekledikleri de bir alandır.

Özellikle karizmatik liderlik üzerine kurulu bir düzende, parti başkanını “karikatürleştirerek” gülünç gösterecek ya da onun halk üzerindeki karizmasına gölge düşürecek” bir özgürlük alanı tanınmak istenmez.

Bu durum zamanla rol model” halinde sadece parti başkanına değil, her kademeye sirayet eden bir yaklaşım haline gelir. Bakanlar, danışmanlar, belediye başkanları ve bürokratlar bu kısıtlamanın kendileri için de uygulanmasını bekler.

Bu da bizi gittikçe daralan bir özgürlük alanına ve otoriterleşen” yönetime götürür. Eleştiri hoşgörülmez, devlet düşmanı” olarak yaftalanmanız uzun sürmez. Çünkü parti, devlet; devlet de parti kademelerine hizmet eden bir araçtır. Bugün yaşadığımız da tam olarak budur.

GAZETECİ, SOSYAL VE SİYASİ HAYATIN SOLUĞUDUR!

Oysaki, geçmişte statükoya karşı olduğunu söyleyen, baskıcı rejimden yakınan, özgürlüklerin güvencesi olarak kendini gören bir siyasi hareket için ne kadar çelişkili bir durum değil mi? İşte böyle zamanlarda ilk hedef alınan, düşünce adamları ve gazeteciler olur. Vatandaşın sesi”, sosyal ve siyasi hayatın soluğu” oldukları için. O vakit baskı ve sansür devreye girer.

Devlet ihaleleri ile palazlanan sermaye, önce gazete ve televizyon kanallarını satın alır. Satılık olmayanların” gelirleri kesilir, cezalar yağdırılır, ekranları karartılır. İnternet medyası için yargı eliyle engelleme kararları, en kolay çözümdür. Bir başka seçenek ise idari tedbir uygulanmasıdır.

BTK’ye yapılan başvuru üzerine sorgusuz sualsiz erişim engeli” getirilir. Bu tedbirin süreklilik kazanması için Sulh Ceza Hâkimliği’nden alınacak karar bir günde” çıkar, yıllar boyu” uygulanır.

"SİLİVRİ SOĞUKTUR!"

Sosyal Medya Yasası ile internetteki fikir beyanları denetim altına alınmaya çalışılır. Buna rağmen “eleştiri” için mecra bulmayı başaran gazeteciye, cezaevi tehdidi devreye girer. Öyle ki, birkaç ay yatsın aklı başına gelsin” yargılamalarıdır bunlar. Bugün iktidarı eleştiren her söyleme karşı, çekinceyi ifade eden, Silivri soğuktur” betimlemesi tam da bu sebeple ortaya çıkmıştır.

Bugün “İkinci Odatv Davası” olarak bilinen Barış Pehlivan, Hülya Kılınç, Murat Ağırel’in tutuklu; Barış Terkoğlu, Ferhat Çelik ve Aydın Keser’in ise tutuksuz yargılandığı dava, süreci takip eden her hukukçunun üzerinde uzlaştığı haliyle, “özgür basının” hedefe konulduğu bir yargılama sürecidir.

Eleştirel yayıncılık çizgisi herkesin malumu olan Odatv’ye, BTK kararıyla erişim engeli getirildiği; genel yayın yönetmeni, haber müdürü ve haber Sahibinin tutuklandığı bir davada özgürlük hakkı, ifade hürriyeti ve basın özgürlüğünün defaten” ihlal edildiğini söylemek abartılı bir yorum olmaz.

MAHKEME BAŞKANININ MUHALEFET ŞERHİ

Diğer yandan Sızıntı” ve Metastaz” gibi devlet içinde devlet” uygulamalarını yazan Barış’lar ve Sarmal” ile yolsuzlukları kaleme alan Murat Ağırel’in aynı davada bir araya gelmelerini tesadüf” görmek, ahmaklıkla eşdeğer bir iyi niyet değil de nedir?

Davada suçlama konusu yapılan MİT mensubunun Libya’da şehit düşmesi” hadisesinde, cenazenin kamuoyunun dikkatini çekmeden defnedilmesini eleştiren gazetecilerin, 3 satır haberve atılan 1 tweet’le” bırakın tutuklanmasına, demokratik ülkelerde” haklarında dava açılmasına dahi şahit olmazsınız.

Öyle ki haber içeriğinde şehidin ismi dahi sansürlenirken onları ifşa ile suçlamak, hukukun araçsallaştırıldığına” delalet etmez mi? Buna kimsenin hakkı yoktur, olmamalıdır.

Davada gelinen aşamada tutukluluk incelemesini yapan mahkeme başkanının, Barış Pehlivan’ın tahliye edilmesi görüşünü yansıtan 31 Ağustos tarihli muhalefet şerhi, isnatların yüzeyselliğini de gözler önüne sermekte. Mahkeme başkanının delil durumu” ve atılı suçun sanık lehine vasıf değiştirme ihtimali” mütalaası, aslında ortada ne suç ne de suçlu var” demenin hukuk dilindeki şekli.

Duruşmaya 9 gün kala yazılan muhalefet şerhi, aslında ilk gün Savcılıkça verilmesi gereken takipsizlik kararının gerekçesi” olmalıydı. Oysaki adalet sisteminin çözüm bekleyen bu problemi, gazetecilerin 6 ayı aşkın süredir neden özgürlükleri kısıtlanıyor” sorusunun herkesçe bilinen malum cevabı” aslında.

DEMOKRATİK YAŞAM STANDARDI ÖLÇÜLECEK!

Gazetecileri cezaevinde olan, en çok takip edilen haber sitesine erişim engeli getirilen, televizyonların ekranları karartılan, ifade hürriyetinin kullanılması her geçen gün daha ağır yaptırımlara bağlanan, siyasi iktidarı temsil edenlerin sosyal medyadan parmak sallaması ile gazetecilerin tutuklandığı, yaftalandığı, vatan hainliği” ile suçlandığı bir ülkeye ne demokrasi” ne de hukuk devleti” denebilir.

Herkesten daha fazla güvenceye sahip olan gazetecilerin hukuk güvenliğinin” olmadığı bir ülkede, sıradan vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini en geniş şekilde yaşamasını beklemek hayalden öte anlam taşımaz.

İşte bu sebeple 9 Eylül’de görülecek yargılama, adalet terazisinde basın özgürlüğü ve ifade hürriyetinin değerinin tartılması yanında, ülke insanın demokratik yaşam standardının” ölçüleceği bir davaya dönüşmüştür.

Suç ve suçlunun bulunmadığı, gazeteciliğin yargılandığı davada, değil yarın, derhal olması gereken sadece gazetecilere özgürlüklerinin iadesi değil, aynı zamanda beraat kararı’dır. Ülke insanına soluk aldıracak, demokrasi ve hukuk devletine olan inancı tazeleyecek olan da budur.

*** Odatv Ankara Haber Müdürü Müyesser Yıldız’ın da özgürlüğüne kavuşması dileğiyle...

AV. HÜSEYİN ERSÖZ


Yazarın Son Yazıları