Olaylar Ve Görüşler

Gül Mevsiminde Hüzün - Gani AŞIK

22 Mayıs 2020 Cuma

Tüm dünya ve ülkemiz, tarihte yaşanan benzerleri ile kıyaslanamayacak kadar sinsi, vahşi, zalim ve ölümcül bir virüsün (Covid-19) pençesinde yakıyor, yıkıyor, kasıp kavuruyor, canlar alıyor, ocaklar söndürüyor. Devlet adamı, bilim insanı, yoksul varsıl ayırmıyorsa da, dar gelirli ve emekçilerin sıkıntıları ve kaygıları daha bir ağır. Devletler ve milletler tıbbın ve teknolojinin bütün olanaklarını seferber etmiş olsalar da, bu insanlık belasının üreme ve mutasyon yeteneği, salgının geleceğinin ürpertici bilinmezliklerle dolu olduğunu gösteriyor. Bu koşullarda Türkiye, ilkbaharla birlikte buruk bir gül mevsimi yaşıyor. Gül, çiçeklerin sultanıdır ve gonca, gülün açılmamış halvet halidir, yakası dar, yüzünü dürmüş, uykuya varmış olan goncaya nispet gül; nazlıdır, naz kıyafeti giyer ve naz uykusuna yatar.

BÜLBÜLLER VE GÜLLER

Bülbül, gülün belalısıdır. Dikenleriyle ağır yaraladığı bülbülün bedeninden akan kanın kökünden damarlarına yayılarak, gülün onulmaz sevdalara ilham veren kırmızı rengine büründüğü düşünülür. Yunus Emre, “çiçek eydür ey derviş ben Muhammed teriyem” dizesiyle, gülün kokusunun Hz. Peygamber’den geldiğini anlatmak ister. Bir kızıl goncaya benzer dudağın” şarkısı da Hz. Peygamber için bestelenmiştir. Hz. Ali, son nefesini vermeden önce Selman-ı Farisiden bir deste gül ister. Getirilen gülleri kokladıktan sonra ruhu Hak’ka teslim edilir. Bu nedenle, Bektaşilikte gül önemli bir semboldür. (TDV İSL. ANS. Cilt 14, Sy 21)

Doğanın ve yaratanın insanlığa armağanı olan bu değerler/motifler, klasik doğu edebiyatında da Türk edebiyatında da sınırsız ilhamların sihirli ve tükenmez esin kaynağı olmuşlardır. Bu gerçeği Fuzuli en ve cins şekilde ifade ve formüle etmiştir: Leyli çeme-i/bela nihali bülbül felek-i/vefa hilali” (Leyla bela bahçelerinin incecik fidanı, Mecnun ise vefa semasının aynı incelikte beli bükülmüş bir hilalidir.) Kuşkusuz ki konumuz gül mevsimi güzelleşmesi değildir. Ama, ilkbaharın bakir sunumlarını salgın belası nedeniyle yaşayamayan kederli halkımızı, Millet İttifakı destekli Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin maddi, insani ve sosyal yardımlarla bir ölçüde rahatlatma ve ihtiyaç sahiplerine bir tutam bahar neşesi sunma çabalarına iktidarın devlet olanaklarını kullanarak engel olmasını irdelemektir.

CHP BELEDİYELERİ HARİKA 

Rahmet, bereket ve marifet ayı (üç aylar) korona afetiyle birleşince, sefaletin girdabındaki halkımız çok dara düştü. Ankara’dan İstanbul’a, Ege’den Marmara’ya, Akdeniz’den İç ve Doğu Anadolu’ya, Karadeniz’e, büyükten küçüğe tüm CHP’li belediyeler halka yardım seferberliği başlattılar ve halk ile de bütünleştiler. Muhalefet belediyelerinin bu sosyal ve insani çabalarına yönetenlerin sıcak hem de sımsıcak bakması gerekirken tersine yardımları Sibirya soğukları vurdu. Çünkü iktidar, hep ö gösterdiği CHP’nin aslında cici olduğunu halkın anlamasını istemiyordu. Adalet ve Kalkınma Partisi, yerel seçimlerden hemen sonra elinden kayan İstanbul ve Ankara için topal ördek” benzetmesine sadakatini inatla koruyor olsa bile CHP belediyeleri asla pes etmediler. Hem kendilerinden önceki yağma döneminin üzerindeki kirli örtüyü çektiler hem de halka gidilen yolları kesildiğinde alternatif yollar buldular. Kervan hep ilerledi ve maddi yardımları sevgi, şefkat ve güler yüzle daha bir anlamlı kıldılar. AKP’nin yardımlaşma, paylaşma ve bütünleşme ayı olan ramazanın kutsiyetini de göz ardı edecek kadar kaygılara kapılmasının arka planında, bir dönemin kapanmakta olduğunu görüyor olması ve düşme korkusu yaşaması vardır. 1950’den bu yana DP, AP, ANAP, DSP, Milli Nizam ve türevleri gelip geçtiler, Ecevit ve Erbakan dışındaki genel başkanlar cumhurbaşkanı da oldular ve süreleri dolunca sorunsuz ve sancısız ayrıldılar. Kıyamet de kopmadı. Ama AKP kaybederse kızılca kıyamet kopacakmış gibi topluma korku ve vehim pompalanması yanında, bizahiti partinin kendisinin de derin kaygılar taşıyor olmasındaki bit yeniği AKP’nin özetidir.

Devletin ve milletin kesintisiz bir nehir gibi ebediyetin sonsuzluğuna şan ve şöhretle akıp gidiyor olmasına karşılık, iktidarlar ve siyasi aktörler gelip geçicidirler. Milletlerin yazgılarına bir dönem egemen olanların kimilerini tarih genel bir ifade ile ya leş pususuna yatan kuzgun ya da güle yanan bülbül olarak anar ve tescil eder. Atatürk ikincisi olup, bülbül kendisi gül de vatanı ve milletidir. Yine tarih, devlet adamlarının erdemini, dönemlerinin kalın sis perdesiyle örtülü veya güneş aydınlığına açık olmasıyla ölçer...

GANİ AŞIK
Emekli Müftü ve Eski CHP Kayseri Milletvekili



Yazarın Son Yazıları